“Köylerin yaşanılabilir olması lazım”

28.09.2020 09:30

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş, “Yaşanılabilir köyler, yani tarımın yürüyebilmesi, hayvancılığın gelişebilmesi, kendi kendimize yetmemiz için köylerin yaşanabilir olması lazım” dedi.

“Köylerin yaşanılabilir olması lazım”

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş, “Yaşanılabilir köyler, yani tarımın yürüyebilmesi, hayvancılığın gelişebilmesi, kendi kendimize yetmemiz için köylerin yaşanabilir olması lazım” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa İriş Edirne’de gazetecilerle bir araya geldi. Gazetecilere açıklamalarda bulunun İriş, Türkiye’nin tarımda ilerleme kaydedebilmesi için neler yapılması gerektiğini anlattı.

Türkiye’nin şu an dünyanın farklı ülkelerinden gıda maddesi ithal ettiğini belirten İriş, “Tarım ve Hayvancılık aslında gıdadır. Dolayısıyla bunlar birbirinin türevidir. Tarım ve Hayvancılık konusunda sağlıklı, ekonomik ve faydalı çalışma yapamayan hiçbir ülke yeterince bu konuda başarılı olamayan bir ülke insanların huzurunu sağlayamaz. Çünkü gıda başta geliyor. Bir insan üç gün susuz kalırsa perişan olur. On gün aç kalırsa zaten ölür. Onun için bu konunun önemini konuşmaya gerek yok. Klasik bir söz vardır. Dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden birisiyiz. Ama ne yazık ki şu anda inanılmaz derecede dünyadan gıda maddesi ithal ediyoruz. Bunu da şöyle bir özetleyelim. Tarımda birkaç husus var. Birincisi nitelikli insan. Her işte olduğu gibi bu sahada da nitelikli insan oluşması gerekiyor. İkincisi toprak. Toprak olmazsa tarımı konuşamayız. Toprağımızın da birçok başlıklar altında ifade edebileceğimiz tahribata uğradığını görüyoruz. Bunun bir tanesi yapılaşmalar. Gerekli gereksiz yerler. Bir tanesi erozyon, ormanların bakımsızlığı, meraların ıslah edilmeyişi. Tüm bunları topladığımız zaman tarımın gelişeceği, üretim yapacağımız alanda hem daralma hem de kalite düşmesi söz konusu. Bir parantez açmak istiyorum. Birkaç gün evvel Lalapaşa civarını gezdim. Hakikaten orman arazisi bitmiş, bakımsız, perişan. En güzel hayvancılığın yapılacağı bölge olmasına rağmen birkaç tane çiftliğim si yeri saymazsak o bölgede hayvancılık bitmiş” diye konuştu.

“TÜRKİYE’DE KÖYLER BOŞALIYOR”

Avrupa’da köyde yaşayıp üretim yapan insanların mutlu olduğunu, Türkiye’de ise bunun tam tersinin yaşandığından söz eden İriş, şunları sıraladı:Saadet Partisi olarak ‘Yaşanılabilir Bir Türkiye’ diye bir sloganımız vardı. Hep bu cümleyi kullandık. Bizim vizyonumuzda üç büyük hamlemiz vardır: ‘Yaşanılabilir Bir Türkiye’, ‘Yeniden Büyük Türkiye’, ‘Yeni Bir Dünya’. Ben yaşanılabilir Türkiye’den bir alıntı yapmak istiyorum. Yaşanılabilir köyler yani tarımın yürüyebilmesi, hayvancılığın gelişebilmesi, kendi kendimize yetmemiz için köylerin yaşanabilir olması lazım. Çok enteresan. Bunu şimdi vatandaşa veya devlet yönetimine anlatsak ne anlarlar çok merak ediyorum. Yaşanabilir köy deyince acaba betondan iki katlı ev yapmayı mı anlarlar? Bunu tam kestiremiyorum. Halbuki işin üretimine, doğalına dönük bir ortamın oluşması gerekiyor. Şu an meralar ıssız. Köylerin yaş ortalaması 50’den başlıyor. Biz bu tarafı kimlerle yapacağız? Avrupa’da bakıyorsunuz ailecek oturmuşlar küçük küçük aile işletmeleri var. Çok da mutlular. Üretiyorlar. Ürettiklerinin karşılığını alıyorlar. Türkiye’de köyler boşalıyor. Türkiye’nin yarı nüfusu Bursa, İzmit ve İstanbul’da. Doğu boşaltılmış. Hayvancılık için çok güzel Kars ovaları, Erzurum yaylaları olduğu halde elinden tutulmadığı için hatta hayvan geçişlerini durdukları için orada insanlar zar zor ürettiğini satmaya çalışıyor. Yaşanabilir köyler yaratmamız gerekiyor. Yaşanabilir köy demek hem sulamasıyla tarımsal üretim yapılabilmesine hem de merasıyla bakıcısıyla ve diğer malzemeleriyle hayvan üretimi demek.

TÜRKİYE İKİ TÜRKİYE BAKAR

Türkiye’mizde şu kadar ziraat mühendisimiz bu kadar veteriner hekimimiz var. Bu insanlara reel görevler verilip takip edilse, hedefler verilse, bu hedefler çok disiplinli bir şekilde takip edilse ona göre yönlendirme yapılsa inanın Türkiye iki Türkiye bakar. Ama kendi başına bırakılmış. Sahipsizlik söz konusu. Ne yaparsa yapsın. Böyle olunca herkes gemisini kurtarmaya çalışıyor. Günübirlik derdini çözmeye çalışıyor. Gırtlağa kadar borç. Bu bizim vatandaşımız. Niçin bu kadar borca battın diye en azından lokal sondajlamalarla bunun incelemesi yapılamaz mı? Anket yaparken bin kişiye yapıyorsun. Bütün Türkiye hakkında hüküm veriyorsun. Peki il bazında belli noktaları kesit alarak niçin senin her sene borcun artıyor, niçin iki traktörün olduğu halde üçüncüyü almaya niyetleniyorsun? Niçin bu kadar borca giriyorsun? Tarzında yönlendirmeler, destekler şart. Hepimizin bildiği güya serbest ekonomi adı altında vahşi kapitalizmin kolları arasındaki insanlarımızın çırpınışlarını kurtarmamız gerekiyor. Nasıl olsa herkes istediğini yapıyor. Böyle bir şey yok. Gücü olan yapıyor. Onun için tarımda acilen yapılması gereken ölçekli, hedefli tarım ve yapılan işlerin kontrolü anlayışı gerekiyor. Bu kadar basit.

KÖYLÜNÜN SESİNİ KİM DUYURACAK

Niçin senin borcun arttı? diye sorulması gerekiyor. Doktora gidiyorsun, senin ağrını dinliyor, MR çekiyor, ilaç veriyor. Bu da böyle bir şey. Niçin senin borcun arttı? Trakya’dan rastgele 15 köyü alırsın oturursun 2 ayda bu iş biter. Yazarsın çizersin. İlmi metotlarla analizi yaparsın. Böylece MR’ı çekmiş olursun. Vaziyeti görmüş olursun. Ondan sonra da tedbirleri alırsın. Bu kadar zor bir şey değil. Besi yeminin fiyatını zamlar oluyor. Fenni yem demek sanayi demek. Onlar bir şekilde çarkı döndürüyor. Her şey kayıt altında olduğu için dolayısıyla krediyi de aldığı faizi de oraya ekleyecek. Ham madde girdileri dışarıdan ithal edince dövize bağlı olunca fiyatı arttıracak. Diğer taraftan işçi sigortası artarsa onu da ekleyecek. Sonraki köylüye yükleyecek. Köylünün sesini kim duyuracak? Ben bir daha söylüyorum. Burada yemcinin de kendi çapında hakkı var. Hayvancılık yapanın da tarım yapanın da hepsinin kendince haklı tarafları var. Haksız tarafları da var. Ama devlet nazım rol oynayacak. Bırakalım ne yaparsa yapsın.”

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler