DOLAR 47,1901 0.13%
EURO 54,0262 -0.07%
ALTIN 6.093,031,19
BIST 13.981,05-1,90%
BITCOIN 30478841.12333%
Edirne
27°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

“Şebeke suyuna güven azaldı, halk damacanaya bağımlı”

“Şebeke suyuna güven azaldı, halk damacanaya bağımlı”

22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği tarafından iklim krizinin su ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini vurgulanarak Trakya’daki su kaynaklarının hızla tükendiğine dikkat çekildi.

ABONE OL
23 Mart 2026 11:58
“Şebeke suyuna güven azaldı, halk damacanaya bağımlı”
User - “Şebeke suyuna güven azaldı, halk damacanaya bağımlı”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

22 Mart Dünya Su Günü dolayısıyla Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği tarafından iklim krizinin su ve gıda güvenliğini tehdit ettiğini vurgulanarak Trakya’daki su kaynaklarının hızla tükendiğine dikkat çekildi. Dernek Başkanı Ayten Eren, sanayi faaliyetlerinden denetimsiz su kullanımına, İğneada’da planlanan nükleer santralden Edirne’de yaşanan su kesintilerine kadar birçok başlıkta uyarılarda bulunarak “Su şirketlerin değil, halkındır” dedi.

Edirne’de bazı mahallelere tankerle taşınması, şebek suyunun berrak olmamasına dikkat çeken Ayten Eren, kentin damacana ve arıtma cihazlarına bağımlı olduğunu şebeke suyunun analizlerinin kamuoyu ile de paylaşılmasını istediğini belirtti.

“İKLİM KRİZİ SU VE GIDA GÜVENLİĞİ MESELESİDİR”

Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Ayten Eren, “Edirne Çevre Gönüllüleri Derneği olarak uzun yıllardır 22 Mart Dünya Su Günlerinde bilim insanlarının gelecekteki susuzluk uyarılarını kamuoyuyla paylaşıyoruz. İklim krizi artık hepimizin gündelik endişeleri arasında ilk sıralardadır. Sıcaklıkların mevsim normallerinin çok üzerine çıkması ve yağışların son 12 yılın oldukça gerisinde kalması, tahıl üretiminde ciddi rekolte düşüşlerine yol açmış; gıdaya erişim kaygısını artırmıştır. İklim krizi artık yalnızca çevresel değil; su ve gıda güvenliği meselesidir” dedi.

“KAÇ AYLIK SUYUMUZ KALDI SORUSU ARTIK HEPİMİZİN ORTAK SORUSUDUR”

İçme suyu kaynaklarının ciddi risk altında olduğuna dikkat çeken Eren “Trakya’da ağır sanayi faaliyetleri ve özellikle çeltik üretiminde denetimsiz su tüketimi, su varlıklarımızın tükenmesine ve kuraklığın derinleşmesine neden olmaktadır. Yeraltı sularının daha derinlere çekilmesi, tarım ilaçlarının yaygın kullanımı ve endüstriyel tarım anlayışının sürdürülmesi halinde hem toprak verimliliği hem de içme suyu kaynaklarımız ciddi tehdit altındadır. Zaten su fakiri olan bölgemiz, azalan yağışlarla birlikte riskli bir sürece girmiştir. Kayalı ve Süloğlu barajlarındaki su seviyelerini kaygıyla izliyoruz. ‘Kaç aylık suyumuz kaldı?’ sorusu artık hepimizin ortak sorusudur. ‘Taşkınlar su bolluğunu değil, iklim krizinin yarattığı dengesizliği göstermektedir’” ifadelerini kullandı.

“TRAKYA’NIN YER ÜSTÜ SULARININ İSTANBUL VE ÇORLU SANAYİ BÖLGELERİNE TAŞINMA PROJESİNE SON VERİLMELİ”

Eren, “Bu nedenle yaşanan taşkınlar, su kaynaklarımızın güvence altına alındığını değil, aksine iklim dengesinin bozulduğunu ve su yönetiminin bilimsel ve havza temelli bir anlayışla planlanması gerektiğini göstermektedir. Yeraltı su kaynakları öncelikle ve yalnızca içme suyu amacıyla korunmalıdır. Trakya’nın yerüstü sularının İstanbul ve Çorlu/Çerkezköy sanayi bölgelerine taşınması projesine son verilmelidir. Havza bütünlüğünü bozan uygulamalar, geleceğimizi zayıflatmaktadır” dedi.

“NEHİR İÇİ YAPILAR EKO SİSTEMİ BOZMAKTA”

Sel riskine rağmen nehirlere yapılan uygulamaların devam ettiğinin altını çizen Ayten Eren, “Meralarımızda açılan taş ocakları, nehir yataklarında yürütülen kum çıkarma faaliyetleri ve ‘Archimed’ adı altında gerçekleştirilen nehir içi yapılar ekosistem bütünlüğünü bozmakta; uzmanların sel riski uyarılarına rağmen uygulamalar sürmektedir. Kentimizin üç nehri Edirne’nin yaşam damarlarıdır ve amasız korunmalıdır” diye konuştu.

İĞNEADA NÜKLEER SANTRALİNE TEPKİ

Eren, “Bu noktada bir başka ciddi risk başlığı daha gündemdedir: İğneada’da yapılması planlanan Nükleer Santral Projesi. Nükleer santraller yüksek miktarda soğutma suyu kullanır. Deniz ve yeraltı suyu sıcaklığındaki artış ekosistemleri doğrudan etkiler. Olası bir kaza durumunda radyolojik kirlenme riski vardır. Atık su ve termal deşarj Karadeniz kıyı sistemlerini ve yeraltı su beslenme havzalarını etkileyebilir. İğneada; longoz ormanları, sulak alanları ve yeraltı su beslenme havzalarıyla Trakya’nın en hassas ekolojik eşik alanlarından biridir. Bu bölge yalnızca Kırklareli’nin değil, Edirne’nin ve tüm Trakya’nın su güvenliği açısından stratejik önemdedir” dedi.

“SU MERKEZLİ ENERJİ PLANLAMASI ŞART”

Şeffaf ve bilimsel çalışmaları soran Ayten Eren, “Bugün Dünya Su Günü’nde soruyoruz: Trakya’nın sınırlı su varlıkları böyle bir endüstriyel risk yükünü kaldırabilir mi? Yeraltı su rezervleri üzerindeki etkiler bağımsız ve şeffaf bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş mudur? İklim krizi çağında suyu merkeze almayan enerji planlaması sürdürülebilir midir?” ifadelerini kullandı.

“EDİRNE’DE HEN DAMACANA HEM ARITMA CİHAZLARINA BAĞIMLIYIZ”

Kentte şebeke suyu ile ilgili analizlerin kamuoyu ile paylaşılması gerektiğini dile getiren Eren “2015 yılında düzenlediğimiz ‘Çeşmeden Su İçmek İstiyoruz’ Sempozyumu’nda şebeke suyunun içilebilir kalitede olması gerektiğini vurgulamıştık. Aradan geçen yıllara rağmen hala damacana suya ve arıtma cihazlarına bağımlıyız. Bu durum hem aile bütçelerine yük hem de plastik kaynaklı çevre kirliliği yaratmaktadır. Şebeke suyuna ilişkin analiz sonuçları düzenli ve şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Son dönemde Edirne merkezde yaşanan sık su kesintileri, bazı mahallelere tankerlerle su taşınması ve çeşmelerden akan suyun zaman zaman berrak olmaması, halkın su güvenliği konusundaki kaygılarını artırmıştır. Bu durum, içme ve kullanma suyunun hem sürekliliği hem de kalitesi konusunda ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. İçme ve kullanma suyunun kesintisiz ve sağlıklı olması temel bir kamu hizmetidir” dedi.

“ANALİZLERİ YAPILMADAN AÇILAN KUYUKAR DAHA BÜYÜK SU KRİZİNE ZEMİN HAZIRLAMAKTA”

Bilimsel planlama yapmadan açılan kuyuların oluşturacağım problemlere değinen Ayten Eren, “Kuraklık dönemlerinde çözüm olarak kontrolsüz biçimde açılan su kuyuları, yeraltı su seviyesini daha da düşürmekte ve su rezervlerimizi geri dönüşü zor biçimde zayıflatmaktadır. Bilimsel planlama ve hidrojeolojik etki analizleri yapılmadan kullanılan kuyular, nitrat ve ağır metal gibi kirleticilerin su sistemine karışma riskini artırarak uzun vadede daha büyük bir su krizine zemin hazırlamaktadır. Su varlıklarımız şirketlerin değil, tüm canlıların ortak hakkıdır” diye konuştu.

“TRAKYA’NIN SUYUNU SANAYİYE VE RANTA TESLİM ETMEYECEĞİZ”

Su depoları, damacana su depolarının denetlenmesine ve şebeke suyunun içilebilir kaliteye ulaştırılması gerektiğini kaydeden Eren, “Çeşmeden akan su içilebilir kalitede olmalıdır, sokak çeşmeleri yeniden kamusal hizmet olarak hayata geçirilmelidir, okul ve hastane başta olmak üzere kamusal alanlarda paslanmaz çelik su depoları zorunlu olmalı ve bina depoları düzenli denetlenmelidir, damacana su satış ve depolama koşulları sıkı biçimde denetlenmelidir, arıtılmış atık sular yeşil alan ve uygun tarımsal sulamada kullanılmalıdır, su tarifelerinde temel ihtiyaca düşük, aşırı tüketime artan oranlı ücret uygulanmalıdır, şebeke suyu içilebilir kaliteye ulaştırılmalı ve analiz sonuçları kamuoyuna düzenli olarak duyurulmalıdır, yeraltı suları yalnızca içme suyu amacıyla korunmalıdır, Trakya’nın suları başka havzalara sanayi kullanımına tahsis edilmemelidir. Trakya’nın suyunu sanayiye ve ranta teslim etmeyeceğiz. Su şirketlerin değil, halkındır” ifadeleriyle açıklamasını tamamladı.

Haber: Erkan Ekşi

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP