DOLAR 32,2267 0%
EURO 34,8999 -0.35%
ALTIN 2.427,60-0,78
BIST 10.547,97-1,21%
BITCOIN 2181778-0,12%
Edirne
22°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Altun, “Keşke daha önce kapanılsaydı”

Altun, “Keşke daha önce kapanılsaydı”

ABONE OL
13 Kasım 2021 18:28
Altun, “Keşke daha önce kapanılsaydı”
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gürcan Altun, tam kapanma süreci sonrasında vaka sayılarında ciddi düşüşler meydana geldiğini belirterek, “Keşke bu tam kapanma süreci çok daha önce yapılmış olsaydı. Çünkü sürecin başından beri binlerce insanımızı kaybettik. Belki bu kaybettiğimiz insan sayısı çok daha az olacaktı” dedi.

Edirne Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gürcan Altun, Tabip Odası’nda basın toplantısı düzenledi. Altun, tam kapanma ve aşıla hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Prof. Altun, yeni tip koronavirüs aşılamasının Eylül ayının sonunda bitirilmesi durumunda hastalığın toplumsal bir bulaştan, küme bulaşına dönebileceğini söyledi.

Prof. Dr. Altun, pandeminin başından bu yana açık havada çok ciddi şekilde ilaçlama yapıldığını ve bunun hala devam ettiğini söyleyerek, açık havada yapılan ilaçlamanın hiçbir etkisinin olmadığını ve ekolojik dengeyi alt üst ettiğini vurguladı.

“KEŞKE BU ÇOK DAHA ÖNCE YAPILMIŞ OLSAYDI”

Ülkemizde getirilen ‘Tam Kapanma Süreci’ diye adlandırılan süreç sonrasında hastalık sayılarında ciddi anlamda düşüşler meydana geldiğini belirten Altun, “Bu düşüşler beklenen bir şey. Aslında Türk Tabipleri Birliği olarak bir yıldan beri bu hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından mutlaka bir tam kapanma süreci gerekiyordu. Gerçi bizim önerdiğimiz tam kapanma süreci şeklinde olmasa da vaka sayılarında ciddi düşüşler görüldü. Keşke bu çok daha önce yapılmış olsaydı. Çünkü sürecin başından beri hastalanan yaklaşık 5 milyon 200 bin insanımız var. 46 bin 500 insanımızı kaybettik. Belki bu kaybettiğimiz insan sayısı çok daha az olacaktı. Bunlar çok daha önceden yapılmış olsaydı daha iyi sonuçlar elde edilebilirdi” dedi.

“KAPANSA SONRASI AÇILMALAR KONTROLLÜ OLMALI”

Kapanma süreçleri sonrasında açılmaların kontrollü olması gerektiğine işaret eden Altun, şunları söyledi; “Geçen sene de yaz geçişinde böyle bir işte kontrolsüz açılma yapıldı. Onun sonrasında zaten olgu sayılarında sonbahar da inanılmaz bir şekilde artış yaşandı. Hatırlarsanız Kasım-Aralık ayları inanılmaz vaka sayılarının bulunduğu aylardı. Peki açılmayla ilgili temel kıstas ne olmalı? Ya da nasıl olmalı açısından bakarsak Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı bir veri var. Diyor ki; ‘son bir hafta içerisinde yüz bin nüfusta on oranında görüldüğü takdirde’ bu şu anlama geliyor. Günlük vaka sayısının bin 200’ün altına indirilmesi gerekiyor. Eğer biz günlük vaka sayısını bin 200’ün altına indirebilir ve bunu en az iki hafta süreyle sabit tutabilirsek hastalığı kontrol altına alabilmiş gibi bir olasılığımız çıkacaktır. Bu arada tabi ki yapılması gereken en temel şey hızlı bir aşılamadır.

“AŞILAMANIN EYLÜL’ÜN SONUNDA BİTİRİLMESİ HALİNDE HASTALIK, KÜME BULAŞI ŞEKLİNDE SEYREDECEK”

Sağlık Bakanı’nın yaptığı açıklamalarında zikrettiği bir takım aşı sayıları var. Bugüne kadar söylediklerinin Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasında hiçbirinin çıkmadığını biliyoruz hepimiz. Umarım ki bu aşılar söylendiği gibi zamanında gelir ve hızlı bir şekilde insanlarımızı aşılayabiliriz. Ve bu şekilde hastalığın bulaşının önüne geçmiş oluruz. Burada artık ortaya çıkabilecek olan hızlı bir aşılamanın Eylül ayının sonunda bitirildiği takdirde toplumsal bir bulaş değil küme bulaşı dediğimiz hastalık bu şekilde seyredecek. Yani küçük gruplardan küçük salgınlar şeklinde seyredecek. Çünkü artık bu hastalığın, Koronavirüs hastalığının mevsimsel Influenza dediğimiz grip hastalığındaki gibi hayatımızın bir parçası olduğu bir gerçek. Dolayısıyla bu gerçekle hareket etmek gerekiyor. Peki bu gerçek içerisinde hareket ederken dedik aşılama çok kıymetli. Hangi aşı olursa olsun. Tabi bu arada varyant oluşumları da çok önemli. Çünkü virüs ne kadar kontrolsüz çoğalıyor ve hızlı bulaş oluyorsa yeni mutasyonların varyantlarının ortaya çıkması o kadar etkendir. Şu anda bakıldığında Dünya’da kullanılan aşılarla, varyantlar arasında bir yarış var. Bu yarış şuanda aşıların lehine. Ancak yeni çıkabilecek varyantlarla bu yarış hastalık lehine dönerse o zaman bütün Dünya içinde tehlike, ülkemiz içinde tehlike.

“HASTALIĞIN KONTROL ALTINA ALINMASINDA VAR OLAN TIBBİ BİLGİYİ YORUMLAYABİLECEK TEK ORGAN BİLİM KURULUDUR”

İçişleri Bakanlığı genelgeler yayınlıyor ve o genelgelere göre açılımlar sürüyor. Aslında burada karar verici olan Bilim Kurulu’dur. Hep bunu söyledik ve söylemeye devam ediyoruz. Çünkü hastalığın kontrol altına alınması açısından net olarak var olan tıbbi bilgiyi yorumlayabilecek onlardır. Açılmayla birlikte neler olmalı? Bir defa her şeyin ötesinde bu hastalık başladığında açık ortamlarda bulaş olasılığının yüzde 10-20’ler gibi bir rakamlar telaffuz ediliyordu fakat yapılan çalışmalar gösterdi ki açık havada sosyal mesafenin korunabildiği 1,5 metrelik mesafeler gibi mesafelere dikkat edildiği takdirde bulaş olasılığının yüzde 1-2’lerde olduğu saptandı. Bu bir etken. Bir diğeri ise, şimdi yazın gelmesi ile birlikte güneşin ve ultraviyole ışınlarının daha yoğunluğuyla birlikte virüsün etkinliği azalıyor. Bu ortaya kondu. Dolayısıyla bulaş olasılığı düşecek. Kapalı mekanlar hala risk. Şimdi yine bizler hastalığı kimin geçiriyor olduğunu bilemiyoruz. Çünkü subklinik dediğimiz klinik belirti göstermeden de bu hastalığı geçiren insanlar var. Dolayısıyla bu insanların ayırt edilemediği takdirde diğer insanlara bulaştırma olasılığı yüksek.

“DÜNYA ÜLKELERİ ARASINDA AŞILAMADA BÜYÜK BİR ADALETSİZLİK VAR”

O yüzden aşılamanın hızlı bir şekilde yürütülüyor olması lazım. Hani bakıldığında bu bulaş ve ülkeyi ilgilendiren salgın konusunda işte hızlı adım atılması gerekiyor. Tabi ki sadece ülkemiz için değil bu bir pandemi. Kıtalararası salgın. Aşıda büyük bir adaletsizlik var Dünya ülkeleri arasında. Dolayısıyla sadece hani bakıldığında Amerika’nın, Avrupa Birliği ülkelerinin, İngiltere’nin ekonomik olarak güçlü olan ülkelerin aşılanmış olması yeterli değil. Tüm ülkeler de bu aşılamanın hızlı bir şekilde yapılıyor olması gerekiyor. Dolayısıyla hani burada temel nokta bu.

“AŞININ KORUYUCULUĞUNUN NE KADAR SÜRECEĞİNİ BİLMİYORUZ, EK DOZ AŞILARA İHTİYAÇ ÇIKACAKTIR”

Bir diğeri ise aşılamayla birlikte aslında çok ciddi anlamda vaka sayılarında azalma görüldü. Bunun etkisini de görüldü, şöyle görüldü. Sağlık kurumlarına ciddi hastalıkla başvuran hastaların oranında azalma oldu. Ciddi sağlık sorunlarıyla yatışlarda ciddi azalma oldu. Bunlar aşının işe yaradığını gösteriyor. Ancak bu oluşan koruyuculuğun ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Muhtemelen ek doz aşılara ihtiyaç çıkacaktır. Zaman içerisinde yapılan bilimsel çalışmalar bunları bize gösteriyor.

“DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ, ÜLKELERİN AÇIKLADIĞI CORONAVİRÜS RESMİ VERİLERİNDEN İKİ-ÜÇ KATI KADAR DAHA VAKA OLDUĞUNU SÖYLÜYOR”

Kaldı ki hani Dünya yüzeyinde bugüne kadar 170 milyon civarında insan hastalığa yakalanmış. 3.4 milyon insan ölmüş resmi verilere göre. Dünya Sağlık Örgütü’nün geçen hafta yaptığı açıklamada diyor ki, resmi verilerin en az iki, üç katı kadar vakanın olduğunu söylüyor. Resmi verilerin gerçeği yansıtmadığını söylüyor ülkelerde. Bu bizim ülkemiz içinde geçerli. Yani şu anda kaybettiğimiz insan sayısı 47 binlerde görülüyor. En az bunların iki, üç katı kadar daha fazla insanımızı kaybettik. O yüzden hafife alınacak bir hastalık değil. Burada aşılamayla birlikte bağışık insan sayısını arttırarak hastalık endemik hale getirilmeye çalışılıyor. Çünkü ortadan kaldırma şansımız yok. Eredikasyon dediğimiz hastalığı komple ortadan kaldıracak yaklaşımlar bugüne kadar sadece çiçek hastalığında söz konusu olabildi. Bu hastalık için öyle bir olasılık görülmüyor.

“GRİP AŞISI YAPTIRIR GİBİ BELLİ DÖNEMLERDE CORONAVİRÜS AŞISI YAPTIRMAMIZ GEREKECEK”

Mevsimsel grip hastalığı gibi endemik hale gelecek. Endemikte kastettiğimiz ney? O bölgede görülen bir hastalık. İnsanlarda zaman zaman görülen bir hastalık haline gelecek. Dolayısıyla bir takım koruyucu önlemlerin sürdürülmesi ve sonuçta aşılamalarla aynı grip aşısı yaptırdığımız gibi belli sürelerde bu aşıları yaptırmamız gerekecek. Aksi halde bu hastalıkla başka türlü mücadele etme şansı görülmüyor. O yüzden sonbahara işte Ekim ayının sonuna kadar en geç mutlak aşılamanın ülkemizde 12 yaşa kadar bitirilmiş olması çok önemli. Özellikle aktif yaşam içerisinde yer alan emekçi kesimdeki insanlar, öğretmenler, öğrenciler, üniversite öğrencileri hareketliliği fazla olan kesimin mutlaka öncelikli olarak hızla aşılanmasının tamamlanması lazım.

“AÇIK HAVADA İLAÇLAMA CORONA’YI ÖLDÜRMÜYOR AMA EKOLOJİK DENGEYİ BOZARAK ÇEVRESEL HASARA YOL AÇIYOR”

Pandemi’nin başından bu yana açık havada çok ciddi şekilde ilaçlama yapıldı ve ilaçlamalar hala devam ediyor. Aslında açık havada yapılan ilaçlamanın hiçbir etkisi yok ve ekolojik dengeyi alt üst ediyor. Açık havada yapılan dezenfektan, ilaçlamanın hiçbir etkisi, anlamı yok. Hastalık damlacık enfeksiyonu ile geçiyor. Dolayısıyla bu dezenfektanlarla ilaçlanıyor olması çevresel hasara yol açıyor, ekolojik dengeyi bozuyor. Bitkilere zarar veriyor, doğadaki canlılara zarar veriyor. Net.

“ÇEVRESEL İLAÇLAMA YAPMAK, BOŞA İNSAN GÜCÜ VE EKONOMİK KAYIPTIR”

Bu ilaçlamada neler atılıyor bilmiyoruz. Hidrojen peroksit gibi biraz daha masum olanlarıysa hani su ve oksijene dönüşüyor çünkü. Ama onun haricinde daha çok sodyum hipoklorit kullanılıyor. Yani çamaşır suyunun sulandırılmış hali. Hiçbir anlamı yok. Evet kapalı mekanların ilaçlanması belli ölçülerde kabul edilebilir, orada da zaten hani damlacık yoluyla geçen bir virüsün yüzeye teması varsa, hani hastalık süreci ilk başladığında yok efendim metal yüzeyde şu kadar kalıyor ahşapta bu kadar kalıyor dendi. Onların çok öneminin olmadığı ortaya çıktı sonrasında bilimsel olarak. Dolayısıyla çevresel ilaçlama yapmanın hiçbir mantığı yok. Boşa insan iç gücü ve ekonomik kayıp olduğunu düşünüyorum”

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.