DOLAR 47,89960,05%
EURO 55,56360,23%
ALTIN 6.769,760,48
BIST %
BITCOIN 30474151.1%
Edirne
29°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

Edirne İMO’dan, 17 Ağustos’un 27. yılında kritik uyarı

Edirne İMO’dan, 17 Ağustos’un 27. yılında kritik uyarı

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilciliği, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. yılında yaptığı açıklamada, Türkiye’nin deprem riskinin bilindiğine ancak riskli yapıların hangileri olduğunun hala yeterince tespit edilemediğine dikkat çekti.

ABONE OL
17 Ağustos 2026 12:14
Edirne İMO’dan, 17 Ağustos’un 27. yılında kritik uyarı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Tekirdağ Şubesi Edirne İl Temsilcisi Eren Eryılmaz tarafından yapılan açıklamada, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27. yılında hayatını kaybeden vatandaşlar saygıyla anıldı. Açıklamada, 17 Ağustos 1999 Depremi’nin Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleştiği ve afet politikalarının yeniden ele alınmasının zorunlu hale geldiği bir dönüm noktası olduğu belirtildi.

“ASIL SORUN YAPI ÜRETİMİ VE KENTLEŞME ANLAYIŞIDIR”

Eryılmaz, Marmara Depremi’nin yalnızca depremin değil, gerekli önlemler alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açan yapı üretimi ve kentleşme anlayışının da sorgulanması gerektiğini ortaya koyduğunu ifade etti. Aradan geçen 27 yılın Türkiye’nin deprem gerçeğini değiştirmediğini belirten Eryılmaz, Bingöl, Van, Elazığ, İzmir ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin ülkenin deprem tehlikesiyle birlikte kırılgan yapı stokunu da gözler önüne serdiğini söyledi.

“RİSKLİ YAPILARIN HANGİLERİ OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ ?”

Bugün artık asıl sorunun depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman meydana geleceği olmadığını vurgulayan Eryılmaz, Türkiye’de birçok yapının riskli olduğunun bilindiğini ancak hangi yapıların riskli olduğunun yeterince ortaya konulamadığını belirtti.
Eryılmaz, “Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hâlâ yeterli bir yanıt veremiyoruz” dedi.

“6 MİLYON BAĞIMSIZ BÖLÜM RİSK ALTINDA”

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmi açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğunu aktaran Eryılmaz, yaklaşık 6 milyon bağımsız bölümün risk altında olduğunu ve 2 milyon bağımsız bölümün acil olarak dönüştürülmesi gerektiğinin ifade edildiğini belirtti.
İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplam 1,5 milyon konutun ise dönüşmesi gerektiğinin açıklandığını söyleyen Eryılmaz, riskin büyüklüğünü tahmin etmek ile riskin nerede olduğunu bilmenin aynı şey olmadığını vurguladı.

“13 YILDA YAKLAŞIK 1 MİLYON BAĞIMSIZ BÖLÜM YIKILDI”

Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu’na da değinen Eryılmaz, 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30 bin 7 yapı için riskli yapı tespiti yapıldığını söyledi. Bu yapıların 194 bin 381 bağımsız bölüm içerdiğini belirten Eryılmaz, bunların 167 bin 560’ının konut, 26 bin 821’inin ise işyeri olduğunu ifade etti. Aynı yıl 11 bin 940 riskli yapının yıkıldığını ve 59 bin 329 bağımsız bölümün yıkım kapsamına girdiğini aktaran Eryılmaz, 2012-2025 yılları arasındaki kümülatif verilere göre ise 319 bin 551 binada riskli yapı tespiti yapıldığını belirtti. Bu yapıların içerdiği 1 milyon 272 bin 863 bağımsız bölümün riskli olarak tespit edildiğini ifade eden Eryılmaz, aynı dönemde 291 bin 144 binanın yıkıldığını ve yıkılan binalardaki toplam bağımsız bölüm sayısının 1 milyon 88 bin 165 olduğunu söyledi. Eryılmaz, mevcut tahminlere göre 6 milyon bağımsız bölümün riskli olduğu düşünüldüğünde, 13 yılda yaklaşık 1 milyon bağımsız bölümün yıkılmış olmasının kat edilen mesafenin yetersiz olduğunu gösterdiğini kaydetti.

“BÜTÜN YAPI STOKUNUN ENVANTERİ OLUŞTURULMALI”

Türkiye’nin ihtiyacının yalnızca riskli olduğu ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda tespit edilen yapıların kayıt altına alınması olmadığını belirten Eryılmaz, ülke genelindeki bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulması gerektiğini söyledi. 17 Ağustos 1999 sonrasında hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanmasının öngörüldüğünü hatırlatan Eryılmaz, bugün hâlâ tamamlanmış ve kamuoyuna açık bir yapı envanterinin bulunmadığını ifade etti.

“YAPININ GEÇMİŞİ DE ÖNEMLİ”

Yapıların güvenliğinin yalnızca yapım yılı üzerinden değerlendirilemeyeceğini vurgulayan Eryılmaz, bir binanın hangi yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiği kadar kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine müdahale edilip edilmediğinin de önemli olduğunu söyledi.
Zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya eklentiler yapılması, kullanım amacının değiştirilmesi ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatların yapı güvenliğini doğrudan etkileyebileceğini belirten Eryılmaz, yapıların kullanım sürecinde düzenli ve sistematik teknik denetimden geçirilmemesinin önemli bir güvenlik açığı oluşturduğunu kaydetti.

“YENİ YAPILARIN RİSKLİ YAPILARA DÖNÜŞMESİ ENGELLENMELİ”

Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi kadar bugün inşa edilen yapıların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesini engellemenin de zorunlu olduğunu belirten Eryılmaz, 6 Şubat depremlerinde yeni sayılan bazı binaların da yıkılmış olmasının kamuoyundaki endişeleri artırdığını söyledi. Güvenli yapı üretiminin doğru zemin araştırmasından doğru projelendirmeye, nitelikli malzeme ve uygulamadan etkin yapı denetimine kadar birbirini tamamlayan bütünlüklü bir mühendislik süreci olduğunu ifade eden Eryılmaz, bu zincirin herhangi bir halkasındaki eksikliğin yapı güvenliğini doğrudan etkilediğini belirtti.

“YAPI DENETİMİ KAMUSAL HİZMET OLARAK ELE ALINMALI”

Eryılmaz, yapı denetiminin ticari bir faaliyet olarak değil, doğrudan kamu yararı ve yaşam hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Proje ve uygulama süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin ve gerçek anlamda uygulanması, yapı denetiminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi ve yapı üretim sürecinin bütün aşamalarının kamusal denetim altında olması gerektiğini ifade etti.

“DAHA FAZLA BEKLEMEK İSTEMİYORUZ”

17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 27 yılın Türkiye’nin deprem gerçeğini anlaması için fazlasıyla uzun bir süre olduğunu belirten Eryılmaz, bilim insanları, mühendisler, meslek odaları, üniversiteler ve kamu kurumları tarafından çok sayıda rapor hazırlandığını, Meclis araştırma komisyonlarının da sorunları ortaya koyduğunu söyledi. Buna rağmen her büyük depremde aynı sorunlarla yeniden karşılaşıldığını ifade eden Eryılmaz, milyonlarca riskli yapıdan söz edildiğini ancak bu yapıların hangileri olduğunun çoğunlukla bilinmediğini belirtti.

“ULUSAL YAPI STOKU BİLGİ SİSTEMİ KURULMALI”

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası olarak taleplerini sıralayan Eryılmaz, Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanterinin derhal oluşturulması gerektiğini söyledi. Eryılmaz, yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulmasını, riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçlerinin riskin büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmesini istedi. Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli vatandaşları koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynaklarının sağlanması gerektiğini belirten Eryılmaz, kentsel dönüşümün rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde bir planlama anlayışıyla yürütülmesi gerektiğini söyledi. Yapıların kullanım sürecindeki güvenliğinin izlenmesini sağlayacak periyodik yapı kontrolünün yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmesi gerektiğini ifade eden Eryılmaz, yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin biçimde verilmesini istedi. Son olarak Eryılmaz 17 Ağustos 1999’da yaşamını yitiren yurttaşları anmanın en anlamlı yolu, aynı acıların yeniden yaşanmasını önlemek için vakit kaybetmeden harekete geçmek olduğunu kaydetti.

Erkan EKŞİ

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP