Edirne’nin Hafızası; Müzeler

28.11.2021 14:55

Köşemin adı “Yaşadıkça”; yaşanmışlıkları dinlemeyi de yaşadıklarımı paylaşmayı da seviyorum. Yaşanmışlıkların en yoğun olduğu yerler ise müzeler… Edirne benim özelimde zaten öyle de, genelde de bir müze şehir. Çok fazla sayıda müzeye sahip olduğu için değil, yetiştirdiği sanatçılar ve eserlerine ev sahipliği yaptığı için değil, tarih ve kültür ile iç içe yaşayan bir kent olduğu için.

Necmi İğe Evi Etnografya Müzesi yakın tarihe, Edirne ve Balkan/Rumeli yaşamına ve geleneklerine meraklı herkesin ziyaret etmek isteyeceği bir yer. Üstelik doğup büyüdüğüm ve hala parçası olduğum mahallemde açılır da durur muyum, ilk fırsatta ailece gezdik, gördük, duygulandık…

Düşman işgalinde Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurucularından, barıştan sonra da yaraların sarılması ve tarihe sahip çıkılmasında önemli rol oynayan Necmi İĞE kimdir, merak ediyorsanız tarihimize ışık tutan belgeleri uzun araştırma inceleme sonucu kaleme alan Cengiz BULUT’un “EDİRNE’NİN NECMİ ABEY’İ” kitabını okumalısınız. Bu vesileyle hem tarihçi yazarımıza hem de bu güzel eseri kazandıran Edirne Valiliğine teşekkür ederim.

Necmi İğe adı annemin masalsı anılarında hep geçerdi. “Efendibabamın arkadaşı müze müdürü Necmi abey takmıştı yüzüklerimizi” der; zarifliğini, nezaketini, iltifatkâr sözlerini aktarırdı. Adının emek verdiği alanlardan birinde vefa borcuyla ödenmesi ne güzel.

Edirne sevdalarına meslek aşklarına sağlık; Necmi İğe Evi Etnografya Müzesini sanat tarihçisi Güven AKBUZ, müze görevlisi arkeolog Özgür TOPAÇOĞLU ve yapımında çok emekleri olan Cengiz BULUT ile birlikte gezdik. Annem kayınvalidesiyle ilk gelin gezmesine geldiği konağı bir taze gelin enerjisiyle gezdi. Çok kez misafir geldiği ama hiç çıkmadığı üst katı da bu vesileyle görmüş olduJ Öyle güzel restore edilmiş ki sergilenen her koleksiyonda adeta o anları yaşadı. Gelin odasının dolap şeklindeki banyosunu görünce asıl bizim odanınki müze olmalıydı. Sırayla yedi elti orayı kullandık deyip bazen güldürdü, bazen gelin faytonuna teyzesi, yakın arkadaşı, kayınvalidesi, kucağında oğluyla görümcesi hasılı 9 kişi bindiklerini söyleyip bizi şaşırttı.  İçinde şekerleme sakladığı höcere dediği açık dolap motiflerindeki laleler sümbüller o kadar canlıydı ki adeta kokusunu aldık. Yöre insanımıza birebir benzeyen aydınlık yüzlü mankenler ile sohbetin koyusuna başlamak üzereydi, dantel örneği alacak kanaviçe işlemeye saracaktı sanki; öyle hevesle inceledi. O günleri yaşatan görevlilere emekleri için ağlayarak teşekkür ederken bizi de duygulandırdı.

Necmi beyin çocuklarıyla sünnet düğünü fotoğrafı bana oldukça tanıdık geldi, sonradan hatırladım. Oğlumun sünnet yatağını eski geleneklere göre hazırlamak için arkeoloji müzemizde araştırma yapmış o fotoğrafı çok incelemiştim. Küçük bir modelini yaratabilmek için pek çok tanıdıklara dostlara haber salmış aslına uygun objeler aramıştım.

Bir kentte doğmuş olanlar köklerine ulaşmak için, o kente iş için gelenler ise dokusuyla kaynaşmak için bulunduğu yerin müzelerini gezmeli bence. Yaşanmışlıkların izlerini takip ederek hedefiniz için yol gösterecek mesajları alırsınız. Beypazarı’na gittiğimde henüz bir kent müzemiz yok deyip hayıflanmıştım. Öyle köklü bir şehir öyle gelenekleri olan bir halk için yeterli malzeme herkeste mevcuttu ve Edirneliler paylaşmayı severdi. Koordine için meslek etiğinin yanı sıra çok özveri gerekiyordu. Başarmışlar… Eleştiriye, yeni katkılara açık olduklarını her fırsatta dile getirmeleri hizmet aşklarının ve yaptıkları işe verdikleri değerin göstergesi. Bize düşen ekleyecek nesnelerimiz varsa vermek, aktaracak bilgimiz varsa paylaşmak. Yolları açık olsun kültür hayatımıza kazandıracak çok şeyleri var çünkü…

Yaşayan Müze kavramından yola çıkılmış ve müzenin konseptine uygun olarak nikâh işlemleri de müzede gerçekleştirilmiş. Annemin saadet öyküsünün başladığı yerde görevlilere söylediği dilek herkes için gerçekleşsin. “Mutlulukları daim, yetiştirecekleri evlatlar ailelerine vefalı, vatana millete hayırlı olsun.”

Rıfat OSMAN, Süheyl ÜNVER, Ratip KAZANCIGİL ve Oral ONUR’un Edirne tarihi ve kültürüne verdikleri emek çok büyük, nurlar içinde uyusunlar. Meşaleyi ustalardan devralan Cengiz BULUT gibi araştırmacılar çok yaşasınlar, çok üretsinler. Gördüğüm her şeyi tüm duygularımı yazmaya kalem kâğıt yetmez. Son söz yine geçmişten gelsin;

“Her şey biter Edirne bitmez…” (Ord.Prof. Süheyl ÜNVER)

 

 

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler