Ülkemizin kurucu meclisine doğdukları değil vatan sevgisiyle doldukları Edirne’den katılan Kazım Karabekir ve İsmet İnönü’nün ilk görev yeri olan “Harbiye Kışlası”na bakan pencerelere açmışım gözümü. Nasıl milli hislerle dolu olmayayım? UNESCO Dünya kültür mirası listesinde yer alan Sinan’ın ustalık eseri Selimiye’nin gölgesinde büyümüşüm. İlk duyduğum ses 300 minareden okunan ezan olmuş. Nasıl iman ile dolmayayım? Er meydanında kariyerimi, ailemi oluşturmuşum. Hakkı, adaleti nasıl savunmayayım? Köprülerin altından çok sular geçti ve yaşam akıp giderken bayram bana 65’inci yaşımı getirdi. Göz hapsine daha var ama ev hapsi yaşım geldi…

Dert görmeden çile çekmeden bu yaşa gelinir mi? Önemli olan üstesinden gelebilmek.

Feryat etmeden karanlık çökmeden gündüz olur mu? Önemli olan geceyi gündüze çevirebilmek.

Ağlamadık köşe sokak kalır mı? Önemli olan başını dayayacak bir omuz bulabilmek.

İşte bunları yapabilmek hayatı keyifli hale getiriyor ve başkasının aferininden çok, insan kendisiyle gurur duyduğu zaman mutlu oluyor. Mutlulukta en büyük destek tabi ki yol arkadaşlarınız. HİS (Herkes İçin Spor Federasyonu) Edirne il temsilcisiyken Federasyon başkanımız Göksel Arsoy’un toplantılarda sık sık dile getirdiği gibi etrafımızda pozitif insanlar biriktirmeliyiz. O eski atarlı halimden eser yok şimdi. Yaşadıklarım mı değiştirdi? Hayır, ikna etmeye çalışmıyor, onun gerginliğini yaşamıyorum. Doğrularımla aynı paralelde olanlarla yola devam ediyor, ona göre yeni yol arkadaşları ediniyorum. Çehremle birlikte çevrem de değişti. Kalabalıkla değil yalnızlığımı unutturan insanlarlayım. Kollarımdan tutup düşmeme engel olan, günü değerlendirdiğim mutlu anıların ortağı, olmak istediğim insan için beni yoğuran emek veren; yaşamımın mimarlarına çok teşekkür ederim, ebediyettekilerin ruhu şadolsun.

İdolüm ananemin, kahramanım babamın erken yaşta ölümleri bana hayatı dolu dolu tatlı yaşamayı en büyük acıyla öğretti. Zaman zaman fırtınalara yakalansam da annemin mihmandarlığında gemiyi doğru limana yanaştırmayı başardım. Fikirleri ve yüreği genç, kol gücü yerine beyin gücünü tercih eden bilgeler gurubu üyesiyim artık.

Gelelim yaş gurubuma yani günümüzün kısıtlı vatandaşlarına. Köşesine oturup kapısını çalacak birileri beklentisinde olduğunu sandıklarınıza. Hani koruma amaçlı içerde tuttuklarınıza. Her gurupta olduğu gibi haddini aşan olabilir ama;

Biz üretmeyi bilenler sağlık çalışanlarının işini kolaylaştırmayı ve ortalığa yayılıp ayak bağı olmamayı da biliriz.

Doğa ile iç içe tek katlı evlerde, geniş bahçelerde büyüyen bizler, doğanın nimetlerinin farkında, seven koruyan bir gurubuz. Evlerimiz kat oldu zaman katlanmak, hatta işyeri olarak da paylaşmak. Yeter ki uzaklaşmasın saygı ve selamlaşmak…

Savaştan yeni çıkmışlığın gölgesinde, kıtlık tehlikesine karşı tasarrufu, milli üretimin değerini ama en çok da insanın emeğini takdir edenleriz.

“Sokağa çıkmak” deyimi bizim için dertsiz tasasız çocukluktan kalan sevinç, coşku, eğlence ve sosyalleşmenin diğer adıydı. Arkadaş ıslığı veya tiz sesiyle başlar, evdeki bir büyüğün “hava karardı hala dışarda mısın”ıyla sona ererdi. Kapının eşiğinden içeriye oyunu yarıda bırakmanın burukluğu değil bir masada buluşmanın sevinci girerdi. Babamızın işi, annemizin hakları, abimizin fikirleri, kardeşimizin geleceği karanlıkta çıkmazda değildi çünkü. Özgürlüğün tadını çıkarırdık, elimize tutuşturulan ara öğün salçalı veya yağlı ballı ekmek güvendi, “beni düşünen var”ın sıcaklığı, karnımızı doyuran sevgiydi. Biber gazı icat edilmemiş, “bizimkiler yapabilir, size yasak” yoktu.

Arkadaşlık hala bıraktığım yerden sürüyor. Yüz yüze olamazsak klavye ucunda, o samimi dostluk ruhu dinlendiriyor. Ya ağaçtan ya bisikletten ya da koşarken düşmüşüm hala dizlerimde dirseklerimde yara kabuklarının izleri var ama acımıyor, kalp yarası gibi. Anne öpücüğüyle geçmişti hepsi.

Ezberden değil yaşadıklarıyla Atatürk sevgisi gönüllere işlemiş, sorgulayarak ilkeleri benimsenmiş bir liderin önderliğinde yetiştik. Yaptıklarıyla söyledikleri uyumlu olmasıyla örnek aldık, yoluna and içtik.

Ekmeği hala yerde bulsam 3 kere öper önce alnıma sonra yol kenarına koyarım, ekmek değil emeğin hakkı olduğu için. Sağ/Sol çatıştı evet ama kaza kurşunuyla ölen olmadı. Kalemle destan yazılacağına inanılmıştı.

Yani diyeceğim o ki, biz kendimizi biliyoruz. Mantıklı 2 cümle açıklama ile de gereğini yaparız, buna istismar yolu açık değildir.. Yasaklarla alandan çekilmemize gerek yok. Yetiştirdiğimiz evlatları, “affet hocam” diyen gözleriyle dur işareti yapmaya zorlamayın.

Hala umudum var yani gencim, hala mucize bekliyorum yani yorgun değilim. Hevesim de var sevesim de.

Bir adım, bir gülüş, bir sıcaklık mucize geleceğine işaret verirken bana, nasıl umutlu olmayayım yarınlara…

Shakespeare ne diyor;

Pozitif düşüneceksin. Hayata sımsıkı sarılacaksın.

İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerinle vakit geçireceksin.

Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev ki hücrelerin yenilensin.

Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle de birlikte olma…”

Yeni yaşım için gelecek günlerime; çok az tıbbi terim duyma, bol antikor, (-) PCR testi, tasasız endişesiz yaşam, maskesiz mesafesiz izinsiz sevdiklerime sarılma dileğinde bulunursanız sevinirim. Maddi değil manevi artık doygunluklarım. Hayallerimin peşinden çok koştum şimdi elimdekilerle mutlu olma yolundayım. Kalan günlerim size kurban olsun, mayıs ayı gül ayı kalbinize gülücükler koysun 🙂

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler