Altı Başkan’ın Şifreleri

24.02.2022 10:48

Geçtiğimiz hafta ülke gündemine 6 muhalefet partisinin güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmaları için CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısı düştü.

CHP lideri Kılıçdaroğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener, Saadet lideri Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ve DEVA partisi lideri Ali Babacan’ın katılımı siyaset arenasında büyük ses getirdi.

Toplantı sonunda alınan karara göre geniş açıklama 28 Şubat günü yapılacak!

Seçilen gün siyaset arenasında özellikle

AK parti ve MHP’de manidar karşılandı.

Neyse bugün umutsuz ve karamsarlığı bir tarafa bırakıp iyi bir vakit geçirmek için şifreler çözmeye niyet ettim.

Sizden de yardım bekliyorum.

Şimdi biz gelelim 6 muhalif genel başkana.

Bu saygıdeğer genel başkanları kim masaya topladı?

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu.

Peki CHP’nin logosunda ne var?

6 adet ok.

Şimdi bana öküz altında buzağı arama diyenleriniz de olacak. Benim zaten öyle bir niyetim yok. Dokuz muhalif lider bir masada toplansaydı MHP’nin 9 ışığı denilmeyecek miydi? Birileri öküz altında buzağı aramasın diye aklıma gelmişken ben kaleme alayım dedim. Önemli olan Aziz Atamız CHP’yi kurarken logoda neden 6 Ok’u koymasıdır.

Neydi bu altı okun anlamı?

– CUMHURİYETÇİLİK

– MİLLİYETÇİLİK

– HALKÇILIK

– DEVLETÇİLİK

– LAİKLİK

– DEVRİMCİLİK

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener, Saadet lideri Temel Karamollaoğlu, Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ve DEVA partisi lideri Ali Babacan hangi oku temsil edecek?

Cumhuriyeti kim temsil edecek?

Milliyetçiliği kim temsil edecek?

Halkçılığı kim temsil edecek?

Devletçiliği kim temsil edecek?

Laikliği kim temsil edecek?

Devrimciliği kim temsil edecek?

Siz şimdi hangi liderimize yakıştırıyorsunuz bunları sıraya dizin.

Peki sen ne düşünüyorsun diye sorarsanız cevabım hazır. Bütün liderler bu ilkeleri ve daha fazlalarını hep beraber düşünerek, tartışarak bir araya geldiler diyorum.

İşin şakasını bir kenara koyalım. Ben 1978 yılından bu yana siyaset arenasındayım.

Aynı zamanda 76 yılından bu yana gazetecilik yapmaktayım. Neredeyse 46 yıl bitecek. Ülkemizin bu zor günlerinde ne yapmamız gerektiğini de iyi biliyorum. Liderlerin bu birliktelik için geç bile kaldığını düşünüyorum.

Demek ki güneş iyice çarığı sıkmış.

Çarıkta ayağı!

Ülke olarak CHP’nin 6 okunda olduğu gibi Cumhuriyetimize, Milliyetçiliğimize, Halkçılığımıza, Devletçiliğimize, Laikliğe ve Devrimciliğe sonuna kadar sahip çıkmamız gerekiyor. Belki bugüne kadar yaptığımızı zannettik. Şimdi zannetmeyelim. Yapalım.

Hem de dibine kadar.

***

Gelelim güçlendirilmiş parlamenter sistemine. 2010 yılına kadar her ay Ankara’ya giderdim. Meclise uğrar havayı koklardım. Şimdi neden gitmiyorsun diye hiç söylenmeyin. Mecliste vekilin bir sözü yok, hatta bakanların bile. Alkışlar bile izine tabi olmuş! Alkış yok mu diyene kadar kimse alkışlamıyor. Cumhurbaşkanlığı sisteminde bir kişi karar veriyor artık. Meclis sadece onun isteklerini noter gibi onaylıyor.

Halkın sesini, kendisini  temsil eden, halkın partisinden kendi seçtiği vekili Ankara’ya gönderen bir sisteme ben hayır diyemem. Çünkü liderlerin vekil atamalarını hiç mi hiç desteklemiyorum. Ben 1978 yılında Adalet partisi gençlik kolları yönetimindeyken gittiğimiz köydeki delege seçimlerini bile sandık koyarak yapardık. Yine böyle olmalı. Parti liderinin seçtiği vekile, belediye başkanına, il genel meclisi adayına son vermeliyiz. Yeni sistemde halk ne istiyorsa o olmalı. Liderlerin değil.

***

Güçlendirilmiş parlamenter sistemi için açıklamalar neden 28 Şubat’ta yapılacak?

Biliyorsunuz 28 Şubat’ta demokrasiye büyük bir darbe yapılmıştı. 28 Şubat 1997’de başbakan Necmettin Erbakan, yardımcısı Tansu Çiller’di.

28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla “irtica”ya karşı başlayan ordu ve bürokrasi merkezli bir süreç.

Bu süreç, Erbakan’ın istifasına ve REFAHYOL Hükûmetinin dağılmasına yol açmıştı. Türk siyasi tarihine geçen kararların uygulandığı dönemde Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda büyük değişimler yaşandı. Yaşananlar postmodern darbe olarak da adlandırılmıştı. 2002 yılında bir çok siyasi parti baraj dolayısıyla meclise giremedi AKP tek başına iktidar oldu.

(Rahmetli Evren Bulut “Adnan istediklerini yapmayıp, iktidarda kalsaydık ihtilal yapacaklardı” demişti.

Allah rahmet eylesin Evren agama)

Yeniden Demokrasi için bu tarihin seçildiğini zannediyorum. Veya eskilerin dediği gibi “iğne battığı yerden çıkar” mantığı da yürütülmüş olabilir.

Bu kadar varsayımlarda bulundun. Toplantının neden 12 Şubat günü yapıldığını söylemedin diyenlerinizi de duyuyorum.

Sahi neden 12 Şubat?

12 Şubat 1937 yılında Atatürk’ün Selanik’te doğduğu ev, Selanik belediyesince sahibinden alınarak Atatürk’ün emrine tahsis edilmişti. Birde 12 Şubat 1961 yılında yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Emekçi partisi kurulmuştu.

Ne diyeyim belki de “biz 20 yıl önce size bıraktığımız emaneti almaya geliyoruz” diye düşünmüş olabilirler mi?

Veya 1961 yılında yeni kurulan partiler gibi yeni oluşum, bir parti gibi görüntü mü verdiler?

Bence ne biliyor musunuz? 12 Şubat denince benim aklıma Dr. Ziya Özel’in “zamkumla” kanser tedavisi iddiasının TRT tarafından “haber” olarak verilmesi geldi.

Belki de bu 6 değerli liderimiz “ülkemizi kansere çevirdiniz. Bizde tedavi edeceğiz” diyerek 12 Şubat gününü tercih etmişlerdir.

Aman bize ne. Bugünlük bu kadar gevezelik yeter sanırım

28 Şubat 2022 günü 6 liderin açıklayacağı Güçlendirilmiş parlamenter sistemi ve yol haritasını sabırsızlıkla bekliyorum.

İnşallah “iğne battığı yerden çıkar”

***

NOT: Bir sonraki yazımda Adalet Partisi, Anavatan partisi ve Adalet ve Kalkınma partisinin şifrelerini ve Türkiye’de 20 yılda bir değişen siyasi gücü ele alacağım.

Bu yazımın çok ilgi görüşeceği ve tartışılacağına inanıyorum.

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler