20 Şubat 2025 Perşembe
Zaman zaman yazdığım köşe yazılarına ve gazetenin haberlerine yorumlar yapılır. Uzunköprü koca bir köy oldu! Edirne’de öğrenci ve Bulgarlar gelmesin koca bir köy! Bunları sizlerde sohbetlerinizde mutlaka yapmış veya şahit olmuşunuzdur.
Ben Uzunköprü’de ikamet ettiğim için size örnekleri Uzunköprü’den vermek istiyorum.
Köy falan olduğumuz yok. Bütün köyler boşaltılıyor Uzunköprü’ye geliyor. Uzunköprü’de geliri yüksek olanlar Edirne gidiyor, Edirne’de geliri yüksek olanlarda İstanbul gibi illere, yurtdışına gidiyorlar. Eksilen hiçbir şey yok.
Hani eskilerin bir lafı vardır;
“Hayvan Kazığı Boş Kalmaz”
Biri gider biri gelir misali.
Uzunköprü’de son 15 günde göze batan yenilikleri size hatırlatmak istedim.
Örneklerimi Cumhuriyet meydanı ve Gazi caddesinden vereceğim.
UTSO boşaltılan Uzunköprü belediyesini yenileyerek yeni bir Ticaret ve Sanayi Odası yönetimi ile bir lokal yapmak için inşaata başladı. Hemen onun altındaki Akdemir Ticaretin VESTEL ürünlerini sattıkları işyeri tepeden tırnağa yenilendi. Dramalı AŞ.’nin BOSCH mağazası da tepeden tırnağa yenileniyor. Her iki firmamızı da bu işsizlikte yenileme yaptıkları için tebrik ediyorum. Hemen onu geçtikten sonra kapatılan Kuruçay hotelinin olduğu yerin 4 katını da MADAME COCO mağazasını kiraladı.
Yakında tadilata başlayacak. Birçok firmanın da yeniliklerini duyuyoruz. Hepsini yatırımlarından ötürü kutluyorum.
Bunlar gibi birçok işyerimiz neden yenileniyor?
Bankalar mevduatta hala Uzunköprü’den başka ilçe saymıyor?
Bana “ne olacak Uzunköprü’nün hali” diyenlere “siz bırakın Uzunköprü’yü Türkiye’ye bakın. Ne olacak ülkenin hali?” Diye soruyorum.
Neden mi? Soruyorum.
2017 referandumuyla kabul edilen ve 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan başkanlık sistemine girdikten sonra dolaylı ve dolaysız vergilerin miktarları ne kadar artmış şimdi onlara birlikte bakalım.
Yıl 2010 : Dolaysız vergi 66 milyar 565 milyon 420 bin tl. Dolaylı vergi ise 143 milyar 994 milyon 668 bin tl.
Yıl 2018 : Dolaysız vergi 231 milyar 423 milyon 996 bin tl. Dolaylı vergi 389 milyar 886 milyon 602 bin tl.
Yıl 2022 : Dolaysız vergi 890 milyar 418 milyon Dolaylı vergi 1 Trilyon 462 milyar 868 milyon tl.
Yıl 2023 : Dolaysız vergi 1 trilyon 554 milyar 890 milyon tl. Dolaylı vergi 2 trilyon 945 milyar 976 milyon tl.
Yıl 2024 : Dolaysız vergi 2 trilyon 496 milyar 794 milyon 507 bin tl. Dolaylı vergi 4 trilyon 808 milyar 68 milyon 548 bin tl.
2010 yılında toplam vergi 210 milyar 560 milyon 388 tl. iken 2024 yılında 7 Trilyon 304 milyar 863 milyon 55 bin tl. toplanmış
Hükümetin işbaşına geldiği 2002 yılından 2018 yılına kadar vergiler biraz artışla yürümüş.
Sonraki yıllarda ise canavarlaşarak cebimizdeki tüm paraları almış.
Kısaca örneklersek 2018 yılında cebimizde 100 tl. var. Bugün sadece 25 tl.miz var. 75 lirası dönmemek üzere vergilere gitmiş. Ne bunlar kur korumalı mevduat, geçiş garantili otoyollar, yatış garantili hastalar, emarlar falan filan. Almadığımız hizmet, kullanmadığımız için ödediğimiz sorma ver vergileri….
★★★
Orhan Veli’nin Delikli şiiri aklıma geldi.
Cep delik, cepken delik,
Kol delik, mintan delik,
Yen delik, kaftan delik,
Kevgir misin be kardeşlik!
Ülke olarak hepimiz kevgir olduk. Oluk oluk para veriyoruz, oluk oluk para topluyorlar ama nafile. Delik o kadar büyük ki artık yama tutmuyor.
Eğer hükümet inadını biraz daha sürdürürse, dilerim sürdürmez O zaman Pir Sultan Abdal’ın yazdığı Selda Bağcan’ın seslendirdiği
Milletin sırtından doyan doyana, doyan doyana
Gönül bu oyuna nasıl dayana, nasıl dayana?
Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana
Bilmem söylesem mi, söylemesem mi
Şarkısını söyler dururuz. Kuru soğanı bile bulamayacağımız güzel günler!!!! Yakında arkadaşlar.
★★★
Hükümet ısrarla yanlışlar yapmaya devam ediyor,
Seçmen ısrarla hükümeti iktidarda tutmaya devam ediyor.
Allah sonumuzu hayır etsin.
Siz şimdi bırakın Uzunköprü’yü
Türkiye ne olacak?
Dünya ne olacak? Diye sorular sorun.
Hep beraber cevap arayalım.
Yazılarımı hep günün sözü ile bitiriyordum. Bugün ise bir fıkra ile bitirmek istiyorum.
★★★
RESİM
Leyla, ağacın altına oturmuş resim yapıyordu. Babası kızın elindeki bomboş kagığıdı görünce sordu :
-Leyla, ne resmi yapıyorsun bakayım?
-Çimenlikte bir keçi resmi.
-Çimenler nerede?
-Keçi hepsini yedi.
-Ya keçi?…
-Yiyecek bir şey kalmayınca o da gitti.
Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi’nin inanışına dayanan bugün, Valentine ismindeki bir din adamı için ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Günümüzde, ülkemizde dahil bazı toplumlarda sevgililerin birbirine hediyeler aldığı, kartlar gönderdiği özel bir gün olarak devam etmektedir.
Böyle bir günde gazetemizin baş yazarı Recep Söyler ağabeyimizi toprağa verdik. 2015-2025 tam 10 yıl olmuş Recep Söyler’in aramızdan ayrılışı.
Recep Söyler, Halise Hatun cami imamı hafız Mehmet Söyler’in oğlu. Mahalleli ona Hafız Aga derdi. Sevilen bir kişilikti hafız Mehmet aga.
Recep Söyler’de hafız agadan din eğitimini almış, kuranı, İslamiyet’i iyi bilen iyi bir CHP’li, Atatürkçü’ydü. Aynı mahallenin insanlarıydık. Siyasi görüşlerinden dolayı ordudan ayrılıp Uzunköprü’de esnaflık yaparak hayatını kazanmıştı. Bezazlık, Spor Toto, Futbol hakemliği, anahtarcılık, tabela gibi birçok işi aynı zamanda yapar helal yoldan ekmeğini kazanırdı. Yükseklerde hiçi gözü olmamıştı.
Halise Hatun camiinde yine CHP’nin önde gelen isimlerinden rahmetli Sinan Sözer vardı. Ezan okuması, mevlit okuması, kuran-ı kerimi okuması insanın içine işlerdi.
İşte Hafız aga, Recep abi, Sinan Abi, Manav Sermet Balkan ağabeylerimizden biz önce MUHAMMED Mustafa (S.A.V) öğrendik. Daha sonra diğer Mustafa Kemal Atatürk’tü öğrendik.
Bizler anavatanını Rumeli topraklarını terk edip gelmiş insanların torunlarıyız. Çünkü Osmanlı imparatorluğu yıkılmış, Türk ve Müslümanlar ortada kalmıştı. Vatansızlığın, Müslümanlığın ne demek olduğunu bizim atalarımız herkesten daha çok bilirler bu coğrafyada. Onun için bizlere iki Mustafa’yı çok sevdirdiler.
Yine Muradiye mahallesi cami cemaatinden CHP ilçe başkanlığı yapmış olan rahmetli Candoğan Duru ağabeyimizde iki Mustafa’nın yolundan hiç ayrılmamamızı bize anlatırdı. Bugün onları çok daha iyi anlıyorum.
Sevgili peygamberimiz Muhammed Mustafa (SAV) efendimiz yüce Allah kelami olan kurna-ı kerimi insanlığa tebliğ ederek yolumuzu aydınlattı, dünyamızı ışığıyla nurlandırdı.
Biz insanlara Allah yolunda nasıl iyi birer kul olabileceğimizi öğretti. Bu yolda birçok mücadele verildi nice Müslümanlar eziyete, ölüme maruz kaldı. Lakin bir adım dahi geri adım atılmadı.
Cumhuriyetimizi kuran ve ezan seslerinin susmadığı bir ülke armağan eden Mustafa Kemal Atatürk esaret zincirlerini kırarak bizlere kula kulluk etmemeyi özgür, bağımsız ve laik bir ülke bıraktı. Oda bu yolda çok mücadeleler verdi. Çanakkale savaşında, kurtuluş savaşında topyekün halkını yanına alarak bu toprakları tekrar vatan yaptı.
Türk halkının gönlünde silinmez bir yer eden iki Mustafa için insanlarımız gözünü kırpmadan canını feda etti. Her ikisinin de dünya malında mülkünde gözü yoktu.
Recep abimizi andık, sözü peygamberimiz Muhammed Mustafa (SAV) efendimize ve vatanımızın kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü sevgi, saygı ve minnetle anarak noktaladık. Mekanları cennet olsun.
Vefatının 10. Yılında sevgili Recep Söyler abimizi ve de diğer büyüklerimizi de sevgi ve saygı ile anarak yüce Allah’tan rahmet diliyor, ailelerine bir kez daha baş sağlığı diliyorum.
Mekanları cennet olsun…
CHP’de Parti tüzüğü gereği, Cumhurbaşkanı adayı, seçmen yoklaması, ön seçim, aday yoklaması, merkez yoklaması yöntemlerinden biriyle belirleniyor. Hangi yöntemin uygulanacağına ise PM karar veriyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel yaptığı açıklamalarda CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı, yaklaşık 1,5 milyon parti üyesine sorularak belirleneceğini söyledi.
CHP’de iki güçlü aday varken böyle bir karar alınması CHP açısından sevindirici. İmamoğlu’nun dediği gibi bir devrim.
CHP Genel merkezi, adayımız Mansur Yavaş dese, Ekrem İmamoğlu taraftarı üzülecek. Ekrem İmamoğlu’nu gösterse Mansur Yavaş’ın taraftarı olan kitle gönül koyacak. İkilik çıkacak.
Zaten iktidarın istediği de bu zaten.
Mansur Yavaş’ın ve Ekrem İmamoğlu’nun ayrı ayrı partilerden aday çıkması.
Eğer böyle olursa seçimi çantada keklik görüyor Cumhurbaşkanı Erdoğan.
CHP’nin milletvekilliği ve Belediye başkanlığı seçimlerinde de aynı yöntemi uygulaması bekleniyor.
Delege seçimi ile değil üye seçimi ile başkanlar, vekiller belirlensin. Delege ağalığına son verilsin.
Üye bazında yapılacak olan ön seçimlerden çıkacak sonuçlara kimsenin itiraz edeceğini zannetmiyorum.
Eğer CHP’de üye bazında ön seçim olmazsa bana bildiğim CHP’lilerin söylediklerini size aktarıyorum. Gider Cumhurbaşkanlığında oyumu aday kim olursa olsun partime atarım. Milletvekilli veya belediye başkanları atama ile olursa asla sandığa gitmem.
Bu gerçek CHP’liler hiç şakası yok. Bilesiniz.
11 AYDA 212 MİLYAR, BİR AYDA 605 MİLYAR
2024 yılında bütçede deprem için ayrılan para 906 milyar lira… İlk 11 ayda harcanan 212 milyar lira… Yani aylık yaklaşık 19 milyar lira harcanmış deprem mağdurlarına…
Peki ya yılın son ayı Aralık’ta? Tam 605 milyar lira harcandığı açıklandı. Normal harcamanın 32 katı… Hayatın doğal akışına aykırı…
2024 yılında faize ne kadar para ödendi? Tam 1 trilyon 270 milyar lira! Yine “Cumhuriyet tarihinde” yapılmayanı yaptı, dudak uçuklatan rekoru kırdı.
2025 yılında tarım ve hayvancılık alanındaki yatırımlara harcanmak üzere ayrılan para 164 milyar lira… Geçen yıl faize ödenen paranın sekizde biri civarında…
Esas borcun ana parası ne kadar hiç sorma…
Düzelecek düzelecek ama eskisi gibi hiçbir şey olmayacak.
Bu tamir ve tadilat güzel ülkeme pahalıya mal olacak…
Geçtiğimiz hafta Türkiye, 78 kişinin yanarak hayatını kaybettiği Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal otelinde anlamsız bir yetki tartışmasına girdi.
Yaşanan faciada hayatını kaybedenlerin naaşları henüz otelin içinde dururken bir yetki tartışması başlatılması affedilir gibi değil.
Bolu Belediyesi mi sorumlu? Kültür ve Turizm Bakanlığı mı? diye tartışırken asıl sorumluların gözden kaçırıldığı kanaatindeyim.
Bu tartışmaların başında İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın açıklamasına üzülmemek elde değil.
Hatırlarsanız bakan Yerlikaya şöyle dedi:
“Oteli denetleme sorumluluğunun Bolu Belediyesi’ne mi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na mı ait olduğu 10 gün içinde ortaya çıkacak.”
Sizce neden böyle bir cümle kurdu?
Basireti mi bağlandı yoksa kendisini ya da kabine arkadaşlarını koruma refleksiyle mi hareket etti?
Kendisi İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Kamu Yönetimi bölümünü okumuş idarecilik üzerine eğitim almış.
Daha sonra bir çok ilçede kaymakamlık yapmış.
Ben kendisini 17.08.2012 – 03.03.2015 tarihleri arasında Tekirdağ Valiliği görevindeyken tanıyorum. Birçok toplantıda bir araya gelmiştik.
1990’dan 2023’e kadar, yani 33 yıl boyunca sadece mülki amirlik yapan bir insan, bir yerleşim yerinde yetki ve sorumluluğun kimde olduğunu nasıl bilmez?
2012 yılında CHP ve MHP’nin itirazına rağmen AK Parti tarafından çıkarılan Büyükşehir Yasası’ndan sonra büyükşehir olmayan yerlerde bütün yetki, valilikler bünyesindeki il özel idarelerine geçti. Birçok belediye nüfus gerekçe gösterilerek kapatıldı ve yetkileri ve araç gereçleri il özel idaresine devredildi. Her türlü izin ve ruhsat işlemleri İl Özel İdarelerinin uhdesine geçti.
Bolu da o illerden biri.
Bir Bolu Merkez İlçe Belediyesi, bir de Bolu ili var.
Merkez ilçe Bolu Belediyesi olarak geçiyor ve sınırları belli.
Bolu il özel idaresi var ve bütün ilçeleri kapsıyor. Yani Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan Merkez İlçe dışında hiçbir yetkiye sahip değilken Bolu Valisi bütün ilçelerden sorumlu.
Bölge Seben ilçesine bağlı. Vergilerini Seben’e ödüyor. Ancak Seben son derece küçük ve imkanları kısıtlı bir yerleşim yeri. Üstelik Kartalkaya’ya karayoluyla bir saat 20 dakikadan önce gidemezsiniz.
Ha birde unutmayalım:
Kartalkaya’daki tesisler Turizm Teşvikleriyle yapılmış.
Denetimleri, kontrolleri Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, izin ve ruhsat işleri Bolu İl Özel İdaresi’nin, imar iskân gibi izinleri de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bolu İl Müdürlüğü’nün uhdesinde.
Peki otelin sahibi olan şirket neden Bolu Belediyesi’nden itfaiye raporu alıyor?
Çünkü mevzuat, Turizm Bakanlığı’nın denetimi için gerekli belgelerin yeterliliği olan kurumlardan alınmasını öngörüyor.
Seben Belediyesi, Mudurnu Belediyesi ya da Kıbrıscık Belediyesi Turizm Bakanlığı’nın istediği itfaiye raporunu verecek yeterlilikte olsaydı otel sahipleri o belediyelere de başvurabilirdi deniliyor.
Zaten Bolu Belediyesi uygunsuz rapor düzenleyince yetkili bir şirketten belge alınmaya çalışılmış.
Sayın bakanım;
Sorumluluğun kimde olduğunu siz de bilmezseniz kim bilecek?
UZUNKÖPRÜ’DEKİ SORUMLU KİM?
Uzunköprü’de neredeyse yüzde 90 mahalle ve sokaklarımıza Doğalgaz geldi.
Doğalgaz firması yerin altını kazarak plastik boruları döşüyor.
Bunu izleyen ilçe halkı boruların çok yukarda olduğunu iddia ediyor.
Sanki mimar, mühendis olmuşlar.
**20 cm.ye boru döşenmez.
**Ben sordum öğrendim en az 80 cm. olmalı.
Bu konuşmaları sıralasak bizim köşe almaz.
Peki doğalgaz hatlarının geçmesi için ihale Uzunköprü’de mi Ankara’da mı? yapıldı.
Şirket el değiştirmiş diyorlar. Eğer kaza olursa sorumlu yeni şirket mi olacak?
Yer altına döşenen borular kaç santim kazılarak döşenmesi gerekiyordu?
İddia edildiği gibi borular 20 santim gibi bir sığı yere konulduysa, üzerlerine koruyucu bir madde konulmadıysa tehlikeli değil mi?
Bu çalışmaları kim denetliyor?
Uzunköprü belediyesi olduğunu sanmıyorum.
Allah göstermesin boru kırıldı patlama oldu. Onlarca, yüzlerce insan vefat etti.
Bolu ilinde olduğu gibi Uzunköprü belediyesi mi suçlu, firma mı suçlu sorularına cevap mı arayacağız, yoksa ölen sevdiklerimize mi ağıt yakacağız. Bu konu Edirne Merkez, Keşan ve diğer ilçeler içinde geçerli.
Bence hiç birisi olmasın.
İddialar doğru ise varsın doğalgaz bir yıl sonra evlere gelsin. Yeter ki can kaybımız olmasın. Şuna inanın ki doğalgaz döşenen il ve ilçelerde belediyenin hiçbir yaptırım gücü yok.
Son günlerde yargı ile siyasetin nasıl karşı karşıya geldiğini gördük. CHP’li belediye başkanları tek tek seçilip tutuklanıyor. Yasalar Belediye başkanları sorumlu değildir dese de kimse dinlemiyor. Sepetteki büyük turbu merak ediyoruz şimdi. CHP diye düşünürken tombala Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’a çıktı.
Özdağ apar topar yemek yerken polisler tarafından alındı.
CHP kurmayları “Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir” diyerek hükümeti yargıya müdahale etmemesi için uyarıyor. Peki gerçekten “Hakimiyet kayıtsız şartsız Milletindir” midir?
20 Ocak 1921’de 85 sayılı kanun ile kabul edilen teşkilatı-ı esasiye’nin ilk maddesidir.
Bu sözün özgün hali “Hâkimiyet bilâ kaydü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.”
Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir, Teşkilat-ı Esasiye Kanunundan bu yana Türkiye anayasasında yer alan, TBMM’de kürsünün arkasındaki duvarda tamamı büyük harflerle yazılı bulunan ve Türk milleti adına Türkiye’nin kuruluşunu ilan eden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin temel dayanağını oluşturan ilkedir.
Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin. Bugün değeri daha çok anlaşılıyor. Çünkü kula kul olanlar bizleri kendilerine benzetmeye çalışıyor.
Cumhuriyetin adını şekillendiren bu söz bakın zaman içinde nasıl değiştirilmiş.
Madde 4- Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.
Evet ihtilallerden sonra bu söz “Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir. Millet, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eliyle kullanır.” denilmiş.
Tabi bu yetkili organlar Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz sözünü de unutup istediği gibi kararlar almaya, anayasayı tanımamayı tercih ediyorlar.
Arşivimi açtığımda Birgün Gazetesi yazarı Fatih Yaşlı 7 Ağustos 2016 günü 31 Mart Manzaraları yazısında neler yazmış;
“Şu son ön dört yıllık zaman dilimini anlamak ve anlatmak için tek bir cümle söyle deseler, hiç düşünmeksizin “hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” derim; çünkü bu söz, bağlamından olanca kopartılmışlığı, çarpıtılmışlığı ve içi boşaltılmışlığıyla zamanın ruhunu mükemmel bir şekilde ortaya koyma niteliğini taşıyor.
Bağlamından kopartılmış, çarpıtılmış ve içi boşaltılmış dedik, peki niye? çünkü bu cümle 1920’lerin hemen başında işgal altındaki Anadolu topraklarında ilk kez telaffuz edildiğinde, bambaşka bir şeye, egemenliğin kaynağındaki mutlak bir değişime işaret ediyor, dolayısıyla da mutlak bir kopuş anlamına geliyordu. Bu sözle birlikte, ülkeyi yüzyıllarca tanrı adına yöneten bir hanedana, “artık egemenlik sana ait değil” deniyor ve böylelikle egemenliğin kaynağı gökyüzünden yeryüzüne indirilerek seküler bir kolektif kimliğe, yani “ulus”a verilmiş oluyordu.
Oysa bugün hâkimiyetin sahibi olduğu iddia edilen millet de hâkimiyet de dolayısıyla bu cümle de bambaşka bir şey anlatıyor. Millet, artık seküler bir kolektif kimliğe değil müslüman/sünni olanların ve iktidar partisine oy verenlerin toplamına işaret ediyor.
Hâkimiyet ise düzenli aralıklarla sandığa gidip tepesinde tek adamın bulunduğu rejimi onaylama faaliyetinin ötesine geçmiyor. Bu bağlamda hâkimiyetin millete ait olması ise iktidarın her türlü icraatının meşruluğunun sandıktaki çoğunluğa dayanmasından başka bir anlama gelmiyor. Dolayısıyla ortada bir hâkimiyet değil, “hâkimiyet yanılsaması” bulunuyor.”
Şimdi yazılı basından, TV’lerden film seyreder gibi yeri yurdu belli olan insanların sabaha karşı nasıl karga tulumba alındığına, günler sonra ifadelerinin alındığına, iddianamelerin haftalar sonra yazıldığına şahit oluyoruz.
Sevgili Atatürk; 104 yıl öncesinde böyle bir cümleyi kurmuş, bu sözü hayata geçirmiş, bu toprakları bataklıktan çekip çıkarttığın için seni bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum. Bizler iyi bir Atatürkçü değildik ve bu düsturu kimse unutmaz sanıyorduk.