Genç adam elindeki silahı şöyle bir tartıp boş otel duvarına doğru nişan aldı. Odanın duvarları boyunca hayali hedefini takip ederken aynanın karşısına geldiğinde durdu. Aynada yansımasını gördüğünde silahını indirdi, gördüğü yüze sanki ilk kez görüyormuş gibi dikkatlice baktı. Silahı yatağın üzerine bırakıp bakışlarını odada gezdirdi. Yaklaşık bir haftadır büyük şehrin bu küçük otel odası onun evi olmuştu. Kirli bir nevresim takımı örtülü ucuz bir yatak, sırları yer yer dökülmüş bir ayna, çatlak bir lavabo ve ahşap bir soyunma dolabı… Dolabın yanındaki bavulunu açıp içinden sararmış eski bir fotoğraf çıkardı. Kır saçlı, esmer, zayıf yüzlü, ölmek için genç sayılacak yaşta bir erkek resmi; babasının ona hayat veren adamın resmi

Köyden ayrılmadan önce anasının son sözleri kulağında çınlıyordu şimdi : “Hadi oğlum, aslanım, civanım benim. Yolun açık olsun! Yüzümüzü kara çıkarma. Babanın öcünü almadan dönme. Babanın kanı artık yerde kalmamalı. On yıldan sonra biz de başımız dik dolaşabilelim köy meydanında. Seni bugünler için büyüttüm. Babanın kanını almazsan sütümü sana helal etmem.” Bu sözlerin üzerine tek kelime etmemiş,annesinin elini öpüp düşmüştü büyük şehrin yoluna

İşte şimdi yıllardır hazırlandığı o büyük gün gelmişti. Sekiz yaşından beri babasız büyümüştü. Hele köy yerinde bir delikanlının yetişme çağında ne korkunç eksikliktir o. Amcaları ona saban sürmeyi, orak biçmeyi, davar otlatmayı değil ama silah kullanmasını iyi öğretmişlerdi. O da çok iyi biliyordu ki Zeynep ile evlenebilmesi için ilk şart babasının öcünü almaktı.

“Kumburgaz, inecek kalmasın! Birader sen buradainmeyecek miydin?”

Muavinin dürtüklemesiyle kendine geldi. “Sağ olkardeş. Burası şimdi o dediğin yer oluyor değil mi?” Kumburgaz, yani kanlısıyla hesaplaşacağı yer. İstanbul ile Silivri arasında bir belde. Bavulu oteldeydi ama babasının resmi ceketinin iç cebinde, silahı da belindeydi. Otobüs onu karayolunun kenarındaki durakta indirdikten sonra hemen hareket etmiş, gözden kaybolmuştu kaybolmasına da, yol boş değildi. Otomobiller, kamyonlar, otobüsler her çeşit araç vızır vızır işliyordu.

Genç adam duraktaki banka oturup bir sigara yaktı. Gelip geçen araçları izliyordu. Hepsi de yarışırcasına büyük bir hızla seyrediyorlar yanından geçerken rüzgârları zaten soğuk olan havayı iyice soğutuyordu. Bir ara araçların arkası kesilir gibi oldu.”İşte şimdi tam sırası” diye söylendi kendi kendine genç adam sigarasını aceleyle yere atıp doğruldu. Bu arada da belinden silahını çıkardı. Ne kadar mermisi varsa aralıksız hepsini asfalta, yola sıktı.

Mermi çekirdeğinin bazıları yol üzerinde bilye büyüklüğünde çukurcuklar oluşturdu. Bu arada silah sesi çevreden duyulmuş olacak ki, bir ekip arabası anında yanında bitti.

“Ne demeye yola ateş attın yahu? Ne zorun vardı karayoluyla? diye sordu gençten bir polis memuru. Genç adam kayıtsız bir tonla karşılık verdi:

“O benim babamın canını almıştı, Ben de babamınöcünü aldım. Pişman değilim.”…

Öykü kardeşim Ali Deniz KAYGAN’dan… Trafik kazasında kaybettiğimiz babacığımızın anısına

Ne güzel yazmış Cemal SÜREYYA;

“Sizin hiç babanız öldü mü?

Benim bir kere öldü kör oldum”

Bu nedenle hayattaki babalara sımsıkı sarılın. Ama kaybettiyseniz hayata güzel bakmamı sağlayan mavi gözlüklerimiz erkek kardeşdayıamca dostlarımın hayatta olanlarına sağlıklı uzun ömür ebediyettekilere mağfiret dileyerek günlerini kutlarım. Bu vesileylebabalık görevini üstlenen annelere güç dileklerimi, babaları yetiştiren annelere minnet duygularımı da yinelemek isterim.

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler