Ağır baskı altında Renata’nın fotoğrafını çekmeye çalışıyoruz.

Kadın, kapısında asker bekleyen oda da,

Jandarmanın koridorunda kıvranıyoruz.

Gurbet’e, ‘Gel dedim, Alay Komutanından izin isteyelim’

Giriş katından, bir üst kata merdivenlerden Alay Komutanı Albay İsmail Özdemir’in odasına çıkıyoruz.

Biz çıkarken, muhtemelen mesleğinin ilk yıllarındaki genç Astsubay, ‘Ben şimdi nereden fotoğrafçı bulup bu filmi yıkatacağım’ diye söylenerek aşağı iniyor.

Nasıl yani,

Durdurup, ‘Sen ne fotoğrafçısı arıyorsun’ diye sordum.

Soruşturma Savcısı Ali Sami Arlı, 6 kişinin katledildiği gece otobüsün içinden çekilen fotoğrafları istemiş, Alay Komutanı İsmail Özdemir de, emir vererek halletmesini söylemiş,

Olay yerinin çekilen fotoğraflarının bulunduğu filmi banyo ettirecek yer arıyor.

Astsubaya dedim ki, ‘Tamam biz filmi yıkatacak yer buluruz, ama içinden iki kare isteriz’

Ben bilmem, Alay Komutanı bilir dedi.

Beraber Alay Komutanı Özdemir’in odasına çıkıp, filmi banyo ettirebileceğimizi, Reneta’nın canlı fotoğrafını çekemedik bunun yerine, filmden iki kare bize vermesini istedik.

Zaten muhtemelen ilk defa böyle büyük bir olay ile karşılaşan,  geceden beri uykusuz ve gelen telefonlardan şaşkın durumda olan Alay Komutanı Özdemir, ‘Tamam filmi banyo ettirsinler, sen de başında dur sadece iki kare ver’ dedi.

Gözleri uykusuzluktan kan çanağına dönen, bıraksan uyuyacak durumda ki, astsubayı bizim araca bindirdiğimiz gibi doğru Saraçlar Caddesi’ne,

Define bulduk adeta,

Yerimiz de duramıyoruz, ama belli de, etmiyoruz,

Ya vazgeçerse,

Bir telefon gelip ‘verme’ emrini alırsa,

Filmi Foto Çiçek Film Stüdyosunda Hakan Aşık’a teslim ettik.

-Aman Hakan, gözünü seveyim, banyoda bir şey olmasın, film çıktıktan sonra sen tüm karelerden ikişer adet baskı yap.

Astsubay, ‘Hepimiz burada beklemeyelim, göz önünde olmayalım, ikimiz gidelim büroya, Gurbet kalsın’  teklifimi kabul etti.

Büroya girince, Behiç Abi, anladı bir şey olduğunu ve sordu:

-Çektiniz mi?

-Yok abi, çekemedik izin vermediler ama olay sonrasına ait fotoğraflar var.

-Uğur Bey, iki de bir telefon ediyor, Milliyet canlı çekmiş halledemediniz mi diye soruyor.

-O zaman olay yerinde cesetler otobüsün içindeyken fotoğraflar var diyeyim.

-Yok abi, bir gelsin fotoğraflar sonra, garantiye alalım önce,

Bürodaki gergin hava var ama, sanki sabah ki, kadar değil,

Astsubay büroda koltukta uyudu, uyuyacak,

Sürekli olay sonrasına ait cesetleri nasıl bulduklarını, kaç mermi çekirdeğinin olduğunu, turistin anlattıklarını soruyorum,

Filmler banyo edilmiş ve Gurbet Büroya girdiğinde saat 15.00’i bulmuştu.

Olay yerine ait yanlış hatırlamıyorsam, 13 veya 15 kare var.

O dönem, haber fotoğraflarını İstanbul’a leefax diye bir sistem ile gönderiyoruz.

Filmi cihaza takıyorsun, tarayarak hafızaya alıyor, telefonla İstanbul aranıyor, oradaki sistem ile entegre oluyor ve bir karenin gönderilmesi yarım saati buluyor.

Şimdi ki, gibi cep telefonundan bas yolla yok.

Sistem bağlanıyor, fotoğrafın karşı tarafa düşmesine yakın sorun çıkıyor, hadi baştan başla,

Genel Müdür Uğur Cebeci İstanbul da, cihazın başında bekliyor.

Takıldı gönderemiyoruz.

Baktık gecikiyoruz, bir taraftan sistem ile fotoğrafları göndermeye çalışırken, Gurbet arabaya atladığı gibi basılan kartlarla İstanbul’a yola çıktı.

Astsubay mızmızlanıyor.

Ben daha uyumadım, eve gitmem lazım, biraz sonra arayıp göreve çağırabilirler.

Bir taraftan da, astsubayı gönderirsek rakip gazeteciler Alay Komutanını arayıp onlar da filmleri isteyebilir diye büroda tutuyoruz.

Oyalıyoruz sürekli, az kaldı, dur geçiyoruz, bak görüyorsun sistem kilitleniyor.

Bürodan son kare fotoğraf geçildiği sırada, Gurbet İstanbul’a varmıştı.

Vahşetin yaşandığı otobüste cesetler kanlar içinde yerde, başlarına tek kurşun sıkılmış, koltukta oturan, koridora düşen, katliamdan birkaç saat sonra çekilmiş olay yeri fotoğrafları,

Genel Müdür Uğur Cebeci fotoğrafları aldığı gibi, soluğu Hürriyet Yazı işlerinde alıyor.

Saat 19.00’u bulmuştu.

Fotoğraflar Yazı işlerinde her şey tamam,

Rahat bir nefes aldık.

Astsubaya dönüp,  ‘ben seni eve kadar bırakayım’ dedim.

Kabul etmedi.

Derdim filmlerin başka gazetecilerin eline geçmemesi,

O saatten sonra, zaten başka gazeteciler filmleri alsa da, gazete baskısına yetiştiremez rahatlığı da var.

Orijinaller İstanbul da, haber tamam,

Reneta’nın canlı fotoğrafını çekemedik ama,

Olay yerinin fotoğraflarını bulduk.

Güne eksi 100’de başladığımız işi yüz akıyla bitirdik.

Ertesi gün, Hürriyet Gazetesi tam sayfa, olay yeri fotoğrafları, ‘özel’ logosuyla,

Bir hafta sonra Sabah Gazetesi Genel Yayın Müdürü Zafer Mutlu, haftalık değerlendirme yazısında, ‘TEM katliamı haberinde Hürriyet tüm rakiplerini geçti’ diye yazdı.

Bu nedenledir ki, Sabah Edirne Muhabirini değiştirmek zorunda kaldı.

İlk günü böyle atlattık,

Peki, sonra soruşturma aşamasında rakiplerimizden geri mi kaldık?

Hayır.

İstanbul basınından onlarca gazeteci Edirne’ye geldi.

Katliam soruşturmasının özel bilgilerine ulaşmak için,

Tüm gözler Reneta’nın ifadesinde, haberciler ulaşmaya çalışıyor.

Tanık, Türkçe bilmiyor, Polonya dilini konuşuyor.

Edirne’de anlaşabilecek kaç kişi var ki,

Jandarma’ya o günlerde sürekli biri gelip gidiyor.

Romanya Fahri Konsolosu Erol Balkan,

Aradım Erol Abiye, sordum, ‘Ne işin var senin her gün jandarma da’

Polonya dili ile Romanya dili birbirine yakın ve anlaşabiliyorlarmış,

Meğer Renata’nın sorgusunda Erol Balkan tercümanlık yapıyormuş,

Tabi, ifadedeki detaylar Hürriyet Gazetesi’nde yer aldı.

Aslında, TEM katliamının yargı aşaması da, çok sürüncemelidir.

Yarın yargı aşamasından  ve  soruşturmanın göbeğinde görev alan ve tecrübeli bir polis şefinin anılarını yazdığı kitapta katliamla ilgili bilinmeyen bir detayı anlatayım.

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler