Ben deniz çocuğu değilim ama balık yemeyi severim. Çocukluğumda üç nehrimiz de temizdi. Evin balık ihtiyacını yakındaki Tunca kıyısından babamın tuttuğu ya da komşu ikramı olarak gelen balıklar karşılardı. Hele, nurlar içinde yatsın Yaşar Hoca (Yerinde) amcanın tuttuğu yayın balığı dillere destandı. Abimin sünnetinde çeyizaltı masalarının onunla ağırlandığı söylenirdi. Nurlar içinde yatsın dayıcığım Aydın Büyükbeceren bir papaz yahnisi yapardı parmaklarınızı yerdiniz. Bu lezzetli balıkların tek kusuru fazla kılçıklı olmalarıydı. Güzel bir balık ziyafetinin en istenmeyen parçasıdır kılçık. Tabağınızın kenarına koysanız olmaz, kılçık tabağı varsa da aktarması zor. Balık yaşarken olmazsa olmazı bizlerin baş belası oluveriyor.

Hayatımızda da kılçıklar var. “Mirî malı, balık kılçığı gibi boğazda kalır.” derler. Yani, devletin malını mülkünü kendisine mal etmek son derece zor ve tehlikelidir. Böyle bir teşebbüste bulunsa da rahatça kullanamaz, günün birinde er veya geç bunun hesabı kendisinden sorulur. Bence vekilimiz olarak seçtiğimiz kişilerin makam odalarına bu sözü yazıp asmalı. Ailemizden biri gibi gururlandıklarımız da var, hesap vereceği günü beklediklerimiz de. Neyse konumuz bu değil.

Kılçık atmak gibi kötü bir huyum yoktur çok şükür de; yaşamım boyunca çevremdekilerin kılçıklarını ayıklamaya çalıştım. Belki dozunu aşmış ve dobralığı ukalalık olarak algılayanlarla karşılaşmış olabilirim ama niyetim hep samimi ve sevdiklerimin daha çok sevilmesi içindi. En çok da ve öncelikle bunu kendime yaptım. Sık sık kendimi otopsi masasına yatırır farkına vardığım kendi kılçıklarımı temizlerim. Yaş aldıkça boşa mücadele ettiğimi anladım, çevrenin kılçıklarından vazgeçtim, farklı denizlerdeki güzelliklere kılçıkları gözüme gönlüme batmayan canlara yöneldim. Huzur ve getirdiği sağlıklı yaşam sırrı buymuş.

Dramatik değişimi görmek istiyorsanız eski fotoğraflara bakın. Dışardan bakınca dengeli, neşesine bakınca, her şeyin samimi olduğuna inanmak istiyor insan. Kılçıksız bir yaşam sürmüşüz gibi. Demek ki fazla da zorlamayacaksın hayatı. Mutluluk dilinde eski bilindik doyumsuz tat olsa da, her üzüldüğü veya gurur yaptığı mesele insanın boğazına balık kılçığı misali takılır. Öyle sessiz sedasız kılçık kılçık kendine batarsın, ümitsiz. Üstelik kimse görmez çektiğin acıyı. Bazen yakın çevrenden birinin ani ölümü… İster genç ister yaşını almış olsun her ölüm erken, her yerine batar kılçıklar. İşte onlar da gerçek dostların sevgisiyle/desteğiyle tek tek temizlenir, yaralarına tatlı sözleri merhem olur.

Boğazımda kılçık kaldı mı derseniz, dönen kılçıksızdı dönmeyeni affetmedim daha acısı onları unutmayı seçtim. Bir süre sonra da yutkunmalarında rahatlıyor insan.

Sonsuz mutluluk istiyorsanız, alın elinize cımbızı bir ondan bir kendinizden ayıklaya ayıklaya haydi kılçık uzmanı olmaya…

770x60 Reklam Alanı

İlgili Haberler