DOLAR 32,2998 -0.04%
EURO 35,0378 0.24%
ALTIN 2.399,43-0,64
BIST 10.419,682,50%
BITCOIN 2193282-0,16%
Edirne
36°

PARÇALI BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Hakkın Teslimi

ABONE OL
3 Kasım 2020 13:53
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Tarihler 1983 yılının Mart ayı,

Edirne Hudut Gazetesi’ne ilk profesyonel imzayı attım.

Edirne’de 3 yerel gazete var, hepsi 4 sayfa çıkıyor.

İç sayfalar ulusal gazetelerden haberle dolduruluyor.

Neredeyse üçü de öyle,

Edirne Gazetesi’nde, rahmetli Fikri Biztiren, Turhan Ataçay gazetede aktif muhabir, başlarında Murat (Turgu) Aga var.

İç sayfalar biraz daha hallice,

Yetişemiyorum.

Uzun yıllar gazeteciliğe emek veren Erdoğan (Sezgin) Hoca sık sık ziyaretime geliyor.

Bana dedi ki, “Ticaret Lisesi’nden yeni mezun, senin gibi bir kardeşim var, gelip o da çalışsın”

Tamam dedim.

Getirdi tanıştırdı.

Hüseyin Solmaz.

Ben 1. Sayfa ve Sporu, Hüseyin de iç sayfaları toparlayacağız.

Başladık bir süre devam etti.

Hüseyin, kısa bir süre sonra, Bulvar Gazetesi’ne geçti.

Bulvar o dönemin en büyük magazin gazetesi,

Manşetler sürekli adliye ve polisiye haberleri,

Hüseyin’in ayağı adliyeye alışkın,

Babası adliyede mübaşir olunca yaz tatillerinde çay ocağında da çalışmış,

Hüseyin, haberin membasında büyümüş,

Seviliyor da, Hüseyin’in kaynakları Bulvar Gazetesi’ne göre,

Sonra Milliyet Haber Ajansı Bürosu’nda çalışmaya başladı.

Ama o zamanlar şimdi ki, gibi biri fotoğraf çeksin, diğeri toplantının konuşmalarını çözsün,

Sonra diğer gazetecilerle paylaşsın,

Okumasınlar aynı hata tüm gazetelerde çıksın,

Nerede,

Akşam beraber oturursun, yemek yersin, bir iki yudum parlatırsın,

Sohbette, laf arasında ne var ne yok diye sorarsın,

Gün içinde habere Kapıkule’ye gitmişsen, Çorlu dersin,

Karşı tarafta seni yoklayınca sende karşı hamle yaparsın,

Aslında Kapıkule’ye gidecektim ama diye yoklarsın,

Ertesi gün kim atlatmışsa, birbirini arar,

Maksat, İstanbul Yazı İşleri’nin sabah ‘Günaydın’ telefonu nasıl geçmiş diye öğrenmek,

Bu yoklamalar gün içinde de sürer.

Neredesin, gelsene, diye yoklama çekilir, şehir dışında olup olmadığını anlamak için,

Allah var, Hüseyin adliyeden hepimize ‘uzun atlama’ yaptırıyor.

Hürriyet Haber Ajansı ile Milliyet Haber Ajansı birleşince Doğan Haber Ajansı oldu.

Mil-Ha Bürosu kapatılınca Hüseyin Solmaz bizim büroya geldi.

Birlikte çalıştık.

Sonra ki, yıllarda ilk tenkisatta Hüseyin kovuldu.

Mil-Ha da çalışırken de DHA da çalışırken de Hüseyin ile hep mesleki rekabet içinde olduk.

Ama hiç birbirimizi incitecek bir davranışa girmedik.

Çok samimi değildik belki, hep birbirimizin mesleki duruşu ve başarılarına şapka çıkardık.

Sonhaber Gazetesi’nde kan değişimi üzerine Hüseyin Solmaz Yazı İşleri Müdürü oldu.

Bu dönemde, Hüseyin ile daha keyifli sohbetler yapar olduk.

Hüseyin iyi gazeteci, manşetleri ‘hop oturtuyor, hop kaldırıyor’

Omuz omuza verdik, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi oldu.

Birbirimizi daha iyi tanıdık.

Bizim kuşak gazeteciler, kıyasıya habercilik, deli gibi rekabet yaparlardı.

Bazen bir araya gelip, mavra yapardık.

Yemek masalarında biraz parlatınca, eski haberle ilgili kimin kime ‘nasıl haber kazığı’ attığı, atlattığını anlatır, gülerdik.

-Milli Piyango milyarderinin evine önce gidip nasıl tüm fotoğrafları alıp saklamıştım, sen elin boş dönmüştün,

-Sen bırak onu, göçmen kaçakçılığı yapılıyor diye Karagöz’ü nasıl Meriç’e yolladım.

Böyle tatlı atışmalar ve sonra keyifli kahkahalar.

Ama o eski ‘haber çalımları’ nedeniyle kimse, birbirine kızmaz, küsmez, dalga geçerek anlatırdık.

Döneme damgasını vurmuş, önemli manşetlerin nasıl hazırlandığı, rakipten nasıl saklandığı itirafların yapıldığı bir gece birkaç meslektaş sohbetteyiz.

Ekipte, Hüseyin Solmaz da, var.

-Ocak 1990 yılından beri Bulgaristan’a giderim, soydaşlarımızın sürgün edildiği Belene Adasına girdim.

Döndüm masaya dedim ki:

Türkleri sürgün eden Komünist Diktatör Jivkov ile röportaj yapamadım, bunu hep mesleki eksiğim olarak görürüm.

Hüseyin, aniden masaya yumruğu vurdu ve birden ciddileşti.

Masadakiler birbirimize baktık.

-Moruk ne oldu?

Ben, size Milliyet Gazetesi’nde Jivkov haberinin perde arkasını anlatıyım diye söze girdi.

Allah var, bende detayı merak ediyorum.

Hüseyin’in o dönemler Mavi Tipo bir arabası var.

Bir gün aracını Özakıncı Otomotivin servisine götürüyor ve burada Bulgaristanlı biri ile tanışıyor.

Gazetecilik dürtüsüyle, kimsin, nesin, ne yapıyorsun, gazeteciyim diye sohbet ilerliyor.

Hüseyin, tanıştığı Bulgar vatandaşının Jivkov ile arkadaşlığı ve samimiyetini fark edince şansını deniyor.

Sofya’ya gelsek, görüştürebilir misin?

Tabi ki, ne var bunda, istediğiniz zaman cevabını alıyor.

Hüseyin Mil-Ha Büro Şefi Bülent Ayan’a durumu anlatıyor.

Solmaz’ın arabası da servisten yeni çıkmış yolda kalma ihtimali yok.

Hüseyin, basıyor kontağa ve Bülent ile birlikte soluğu Sofya’da alıyorlar.

İstihbaratı alan, randevuyu ayarlayan, arabasıyla giden Hüseyin Solmaz,

Milliyet Gazetesi’nde çıkan haberde tek imza: Bülent Ayan,

Hüseyin Solmaz’ın fotoğraf altında bile imzası yok.

Sanki hiç böyle bir süreç yaşanmamış,

Emeğe saygı mı?

Hadi canım sende,

Hüseyin bunları anlatırken, gözleri doluyor, öfkeleniyor, yumruğunu sıkıyor.

Başını sallıyor.

İstihbaratın üzerine kon,

Emeğin kremasını ye,

Ne diyeyim afiyet olsun.

Bir tek bu mu diyerek devam ediyor:

TEM Otoyolunda 6 kişinin katledilmesinin tek canlı tanığı Polonyalı turist Reneta Kinga Wesolowska ile Varşova’da buluşmak için Hava Limanında aynı takım oyuncusundan adına ister çalım de ister kazık de, başka hikayedir diyor Hüseyin.

Behiç Abi, böyle bir şef olmadı, ben de böyle şeflik yapmadım.

Bırakın muhabirin emeğine konmayı, tam aksine şefim den öğrendiğim gibi, muhabirlerin imzası hep ön planda oldu.

Havayı dağıtmak lazım,

Masadan haykırdılar:

-Vedat Abi, sazlar nerede kaldı, müzik yok mu?

Neden anlattım bu olayı,

2005 yılının Ramazan Bayramının ilk günü,

Bayramlaşmalar sonrası Trakya Gazeteciler Derneği’nin lokalinde buluştuk Hüseyin ile,

Sonra evlere gitmek için ayrıldık.

Farklı yollardan giderken, Zübeyde Hanım kavşağında araçlarımız burun buruna geldi.

Nereden bileyim, birbirimize o saatte son kez el salladığımızı,

Sabah Edirne Tıp Fakültesi Acil Servisi’nde beklerken o acı haberi verdiler.

Tarih 4 Kasım 2005

Aradan 15 yıl geçmiş 40 yaşındaki meslektaşım, arkadaşım, dostum Hüseyin Solmaz aramızdan ayrılalı,

Yıllar sonra o detayı yazayım dedim,

Kimse başkalarının emeğinin üstünden böbürlenmesin,

Ahkâm kesmesin,

O abdestle namaz kılmasın,

Yazıktır, ayıptır.

Vicdan kabul etmez.

Gerçekler bilinsin,

Tarih doğruları yazsın istedim.

Halbuki, atlatılacak ne haberler,

Omuz omuza sorulacak ne hesaplar vardı.

Hüseyin,

Ölümünün 15. Yılında bir kez daha, mesleki sicilin bilinsin,

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.