DOLAR 47,89580,04%
EURO 55,47240,14%
ALTIN 6.770,120,49
BIST %
BITCOIN 30193020.1%
Edirne
27°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

Volkan

Volkan

ABONE OL
15 Ağustos 2026 15:12
Volkan
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Lezzet Yazıları

 

Yazılı basının milyon sattığı dönemde, pazar ekleri olurdu.

Tarihten bölümler, magazin dedikoduları,

Bir de İstanbul’un ünlü lokantalarının servisinden personele, yemekten sandalyeye kadar yazılar yer alırdı.

Günümüzde yeni iş yeri açanların tanıtım yöntemleri değişti.

Özellikle gıda sektöründekiler,

Bastırıyorlar parayı;

Sosyal medya takipçisi yüksek olan hesap sahipleri ballandıra ballandıra anlatıyor.

Yemeklerin yakın plan çekimleri,

Kısa videolardan yükselen eti pişirme cızırtıları iştah kabartıyor.

Tüketicinin günün, hatta gecenin bir saatinde iştahını kabartıyor.

★★★

Ülkemize Lozan Antlaşması ile savaş tazminatı olarak verilen Karaağaç’ın hemen girişinde,

Belediye Meclis Üyeliği de yapan Petro Altınalmaz tarafından 1920–1922 yıllarında neo-klasik tarzda inşa edilmiş,

Edirne’nin buz ihtiyacını karşılamış, şehrin beyaz peynirinin olgunlaşması için soğuk hava deposu olarak kullanılmış.

Lozan Mübadele Antlaşması sonrasında Yunanlı ailenin bölgeden ayrılmasıyla, binadaki tüm soğutma makineleri sökülerek vagonlarla Yunanistan’a taşınmış.

Uzun yıllar boş kaldıktan sonra 2004 yılında kafe olarak hizmet verdi.

Daha sonra Kemal Kılıç tarafından düğün salonu olarak işletilmiş, Cumhuriyet ve 30 Ağustos resepsiyonlarına ev sahipliği yaptı.

Son olarak Kırcasalih Beldesi’nin bilinen markası Volkan Et tarafından yeniden düzenlendi.

★★★

Binanın mistik yapısı her zaman dikkatimi çekmiştir.

Yemek daveti aldığımda en zor iş her zaman bana kalır:

“Gideceğimiz yeri sen belirle…”

Yine bir davet… Yaz olması ve açık havada oturma isteği ağır basınca,

Birkaç telefon görüşmesi ve önceden gidenlerin tecrübe, fikir ve tavsiyelerini aldıktan sonra,

Volkan Et Lokantası’na gidilmesine karar verdim.

Müşteriler için park sorunu yok.

Aracı bıraktıktan sonra ana kapıdan girince,

Yol boyunca özel baskılı camlarla çevrilmiş,

Masalar konularak düzenlenmiş bir alan karşılıyor.

★★★

Ana binanın kapısından girince müşterileri karşılayan ve yer gösteren kimse yok.

İlk salonda da masalar var, hemen arkasında açık bir mutfak bulunuyor.

Nihayet stajyer bir öğrenci karşınıza çıkıp “Rezervasyonunuz var mı?” diye sorarken, bir başka görevli de geliyor.

Müzik eşliğinde yemek için arka bahçe düzenlenmiş.

O güzelim çınar ağaçlarının altına beton atıldığını fark edince ve müziğin sohbetin tadını kaçıracağını düşünerek vazgeçiyorum.

Geri dönüp “En iyisi ana yol kenarındaki bölüm” diyerek oraya yöneliyorum.

Meslekte çok eski olduğunu düşündüğüm bir garson eşlik etmeye başladı.

Alanda yirmiye yakın masa var, üçü dolu.

Gözümüze kestirdiğimiz bir masaya yöneliyorum.

O da ne! Masa silinmemiş ve ne zaman kalktığını kestiremediğim bir önceki müşterinin yemeğinden kalanlar var.

Hemen yanındaki masaya oturmak için hamle yapınca, o masada da aynı durumla karşılaşıyorum.

★★★

Yapacak bir şey yok, oturup silinmesini bekliyoruz.

Su bardaklarını masanın köşesinden adeta önümüze doğru kaydırıyor.

Menüde ne var diye sormaya hazırlanırken, stajyer garson elinde büyük bir tepsiyi masanın kenarına dayıyor.

Edirne’de her lokantada bildiğimiz, yediğimiz, gördüğümüz soğuk mezeler…

Deniz ürünü sandığım ve farklı gördüğüm birinin ne olduğunu soruyorum garsona.

“Patlıcan” cevabı üzerine, ilginç görüntüsü nedeniyle nasıl yapıldığını sorma gafletinde bulunuyorum.

“Ben de bilmiyorum. Aşçı patlıcanı uzun kesmiş, yumurtalı galete ununa bulamış galiba. Yanında değildim.”

Müşterisine sunduğu yemeğin detayını bilmeyen bir garson…

Ne demeli, bilemedim.

★★★

Bir süre sonra, daha doğrusu soğuk mezelerin tadına bakmadan, ana yemek siparişi için garsonun ısrarı masanın etrafında dolaşıyor.

Baktım olacak gibi değil; menüyü isteyince, masalardaki karekoddan bakmamı söylüyor.

Teknoloji işte, kullanacaksın; geçti o defter gibi menüler!

Ana yemeklerde bildiğimizin dışında “Selim Köfte”, başka köfte çeşitleri ve birkaç farklı seçenek var.

İlk kez duyunca ne olduğunu soruyorum.

“İçine sebze konularak yapılıyor, ama onlar yok” cevabını alıyorum.

İncelemeye devam ederken, garson ısrarla “Tandır” diye tutturuyor.

Öğreniyorum ki lokanta açılırken menüye konulmuş, sonra kaldırmayı unutmuşlar!

Eskiden olsa kitap gibi menüyü yeniden bastırmak gerekirdi.

Ama madem teknoloji kullanıyorsun, menüde olmayan ürünü kaldırmak bilgisayarda tek tuşluk iş…

Sonunda bizim değil, garsonun istediği oluyor: “Tandır” diyoruz.

Tadına bakınca ise gerçekten “lezzet” alıyoruz.

★★★

Sohbet güncel konularla devam ediyor.

Laf lafı açıyor, uzuyor.

Yemekler bitince yaz mevsiminde “kavun-karpuz” yemeden olmaz.

Meslek hastalığı; karpuzun nereden olduğunu soruyoruz.

Karpuz Uzunköprü’den, kavun ise Manisa Kırkağaç’tan…

Öğrendiğimiz kadarıyla işletmenin ana merkezi Kırcasalih’te ve depolar da orada.

Her gün etler oradan hazırlanıp geliyor.

Personel dâhil…

Taşıma suyla değirmen döndürülüyor.

★★★

Bahçe bölümü ile ilgili fikrim yok.

Yol kenarındaki yaz bahçesi ile ana giriş bölümünden sonraki bölümde yer alan masa ve sandalyeler standarda yakın.

Mutfağına güveniyor ki, müşterinin gözü önünde…

Ciddi bir yatırım yapılmış; mekân zaten mistik bir havaya sahip.

Hizmet sektörünün en büyük sorunu personel.

Fiyatları mı merak ettiniz?

Edirne standartlarının çok üstünde…

Bir başka lezzet yazısında görüşmek üzere.

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP