DOLAR 32,2074 -0.06%
EURO 35,0121 0.43%
ALTIN 2.429,510,34
BIST 10.481,300,02%
BITCOIN 22067411,09%
Edirne
22°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Katliam-1

ABONE OL
22 Aralık 2020 00:49
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilenler bilir,

Hatırlayanlar vardır.

Eskiden PTT’nin tam arka sokağında, Üçler Lokantası vardı.

Hemen yanında Edirne Gazetesi’nin bürosu ve matbaası,

Gazetenin sahibi, rahmetli Murat Turgu, aynı zamanda Hürriyet Haber Ajansı’nın Edirne Temsilcisi,

Yıllar, 1984, 1985,

Bazen geçerken çay içmeye uğrardım.

Nur içinde yatsın ‘Murat Aga’ camın kenarındaki masada oturur, sol tarafındaki köşedeki masa da, muhabirleri rahmetliler Turhan Ataçay, hemen yanındaki masa da, Fikri Biztiren,

Büronun büyük ve geniş camından bakınca, Murat Abi’yi konuşurken, Turhan Abi veya Fikri Abi daktilo ile yazarsa hemen anlarsın,

Murat Aga haber yazdırıyordur.

Kapıyı açıp içeri giren olursa, Murat Aga susar, elindeki mektup açacağını masasının üzerindeki cama vurup, ‘Hoşşş geldin hayvanat oğlu hayvanat der’

Bu cümleyi meslektaşı da gelse, bürokratta gelse söyler.

‘Hayvanat oğlu hayvanat’ cümlesi onunla özdeşleşmiştir.

Çayı söyler, sohbet eder.

Uzatmaz, çayını içer ayrılırsın.

Sıvışıp gidersin.

Yazdırdığı haber üzerine konuşulmaz, sormazsın da,

Zaten o dönem bir elin parmakları kadar sahada gazeteci var.

Ama,

Mesleki rekabet kıyasıya,

Ne sanıyorsunuz siz,

Şimdi öyle mi?

Yok, öyle bir şey,

Biri yazacak sonra tüm meslektaşlarına atacak,

Diğeri fotoğraf yollayacak.

Hatta,

Bazen haberi yazan muhabir kendi gazetesinin ismini geçiriyor haberde,

Diğer gazetenin editörleri yeniden okuyup bunu bile düzeltmiyor.

Muhabirin gözlemi yok, detay zaten ne demek,

Sonra ulusal ve yerel gazetelerin içler acısı hali,

Neden okusun ki, insanlar,

Yıldönümü nedeniyle, üzerinden 23 yıl geçen bir haberin hikâyesini anlatayım o zaman,

Tarih 21 Aralık 1997

Polonya’dan gelen 34 YSE 91 plakalı Avar Turizm’e ait otobüste gece yarısı 6 kişi öldürülmüş,

TEM otoyolu Edirne gişelerinden çıktıktan sonra 13. kilometredeki, dinlenme tesisinde,

Katliamdan otobüsün tek yolcusu Polonyalı turist Reneta Kinga Weseloska sağ kurtulmuş,

Katliam sabahı haftanın ilk günü Pazartesi, dışarıda kış havası var,

Evden çıkarken neredeyse dizlerimden aşağıya kadar uzanan paltomu giydim.

Bu paltonun da, en kötü tarafı koltuk altına yakın iç cebi yok, daha aşağıda,

Cep telefonunu attım oraya, cebin çok aşağıda olması nedeniyle yürürken de, rahatsız ediyor.

Evden çıktım, Ayşekadına uğradım, keyifle işkembe çorbamı içtim.

Sallana sallana, Osmaniye Caddesi Kodoman İş Merkezi’ne Hürriyet Haber Ajansı Bürosuna saat 10.00 gibi geldim.

Muhtemelen benden birkaç dakika önce Gurbet Gökçe gelmiş,

Büro Şefi Behiç Günalan’ın elinde valilikten gelen bir faks kağıdı var.

Bize doğru sallayarak, ‘Siz uyurken, gece TEM otoyolunda 6 kişi öldürülmüş, biz sabah valilik bülteni ile öğreniyoruz’ cümlesiyle ‘Günaydın’ dedi.

Eeee, biz de tabi ne demek istediğini hemen anladık.

Ne yapmak lazım,

O saate kadar, gece olay yerini ve sonrasını çeken çekti zaten,

Eller havada,

Öyle bir dönem ki,

Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazeteleri arasında haber savaşı var.

Anlatılır gibi değil,

Düşünün,

Sabah Gazetesi haber için helikopter kiralarsa,

Hürriyet Gazetesi özel uçak tutuyor.

Haber için gazeteler gözünü kırpmadan her türlü olanağı kullanıyor.

Üç gazete özel haber, fotoğraf için inanılmaz rekabet içinde,

Gazetelerin Genel Yayın Müdürleri Pazartesi günleri rakiplerine atlattıkları haber ve fotoğrafları, ne kadar tiraj arttırdıklarını yazardı.

Bu ortamda durumumuzu siz tahmin edin,

Gazetecilik deyimi ile ortada ‘uzun atlama’ var.

Telaş ve korku, acaba Sabah ve Milliyet çekti mi?

Battık.

Durumu nasıl kurtaracağız veya kurtarabilecek miyiz belli değil,

Kuyunun dibindeyiz yani,

Şoku atlatınca sağı solu arayıp işi kurtarmaya çalışacağım, cep telefonumu arıyorum.

Panikten bulamıyorum.

Derken paltonun iç cebinden bulup çıkardım.

Bir de ne göreyim?

Onlarca cevapsız arama var.

Arayanlardan birisi Jandarma Astsubay Olcay,

Bastım aradım, ‘Neredesin ya sen, geceden beri arıyorum cevap vermiyorsun, TEM de,  6 kişi öldürüldü’  deyince devam etmesine izin vermeden ‘geliyorum’ dedim.

Atladık arabaya, Gurbet ile Edirne Jandarma Komutanlığı’na gittik.

Bilgi, fotoğraf ne varsa bulup en azından İstanbul’un yoğun baskısını hafifletmek lazım,

Olcay Astsubay’a, ‘Önceliğimiz fotoğraf, otobüsü çekmemiz lazım’ dedim.

Jandarma binasının arkasındaki parka çekilen katliam otobüsüne gittik.

Ortalarda kimseler yok ve kapıları açık,

Gurbet ile arka kapıdan binip, koltuklardaki kan izleri, koridorda hala taze olan katliamın delillerini fotoğrafladık.

Tekrar Jandarma Alay Komutanlığı binasına geldik.

Katledilen 6 kişinin pasaportları jandarmanın elinde,

Bizden önce Milliyet Haber Ajansı Bürosu’dan Hüseyin Solmaz gelip çekip gitmiş,

Jandarma da telaş var, panik havası,

Pasaportlardan öldürülen 6 kişi ve sağ kurtulan Polonyalı Renata’nın vesikalıklarını bizde çekip ayrıldık.

Odanın birinde bir kadın oturuyor ama kim olduğunu bilmiyoruz.

Biz fotoğraf işini hallettiğimizi Behiç Abi’ye söyleyip, büroya dönüyoruz.

Valilikten gelen resmi bilgi zaten var.

Geldik büroya, ben haberi yazıyorum, Gurbet fotoğrafları hallediyor.

İstanbul’a fotoğraflar tamam, haber geliyor diye ön bilgi verildi.

Haber ve fotoğraf işi bitti.

Çok geç kaldık ama, işi kurtardık diye seviniyoruz.

Olayın gerçekleştiği otobüsün içinden katliamı anlatan fotoğraflar var.

Büronun telefonu çaldı, Behiç Abi açtı.

Konuşma bittiğinde, yüzünden İstanbul’dan arandığını anladık.

Arayan, HHA Genel Müdürü Uğur Cebeci,

Uzatmadan, ‘Bizdeki fotoğrafların tamamı pasaporttan çekilme, Milliyet Polonyalı turistin canlı fotoğrafını çekmiş, bizimkiler de istiyor’ dedi.

Rakip gazeteler ile her şey aynı, biz de katliamdan kurtulan kadının canlı fotoğrafı yok.

Ahaaa,

Tam işi kurtardık, yırttık derken,

Bastık yine Jandarmaya gittik.

Merkez Karakol Komutanın odasın da Renata’nın fotoğrafını çekeceğiz, ‘Olmaz’ dediler.

-Başka gazeteciler çekmiş, biz de çekelim

-Olmaz

Sonunda perişan haldeki kadını aldılar başka bir odaya götürdüler kapısına da bir asker,

Olcay Astsubayı arıyorum, ‘Aman, beni karıştırmayın’ diyor.

Kaldık ortada,

Bir benim, bir Gurbetin telefonu çalıyor.

Behiç Abi, ‘Genel Müdür sakın beni Milliyetçilere mahkûm etmeyin diyor, Renata’nın canlı fotoğrafını çekmeden gelmeyin’ cümlesini kurup telefonu kapatıyor.

Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin sahibi Aydın Doğan,

Aynı patronun iki gazetesinde çalışan yazı işleri ekibi arasındaki haber mücadelesi bu noktada,

Yarın devam edeyim.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.