Barış Manço ile birlikte Deniz Tüney Aliefendioğlu, hafızalardan silinmeyen, sözleri dillere pelesenk olmuş o şarkıyı söylüyor:
“Alla beni, pulla beni…”
Dinledikçe iki sevgilinin duygularının nasıl şelale gibi aktığını ama kulaklarının sağır, gözlerinin ise hiçbir şey görmez hâlde olduğunu anlıyorsunuz.
“Saçlarına yıldızlardan taç yapayım, bir nefeste güneşleri söndüreyim, rüzgâr olup ince beline sarılayım, çimen olup ayağına serileyim, sürme olup gözlerine sürüleyim…” diyen delikanlının sözlerinden belli ki akıl da mantık da çoktan devre dışı kalmış.
Oysa delikanlı ne söylerse söylesin, kızımızın istikrarlı tek bir isteği var:
“Alla beni, pulla beni, al koynuna yâr.”
Delikanlı belli ki âşık. Kalbinden dökülenleri, sökülenleri birer vaat gibi sıralıyor ama kızın beklentisini ya duymuyor ya da duymamayı seçiyor; orasını hayal gücünüze bırakıyorum.
Oysa âşıklar kavuşabilmek için aynı dili konuşmalı. Anlayacağınız, aşkın gözü kör, kulağı sağır olmamalı. Gözü kapalıysa gönül gözüyle görmeli; dili lal olduysa gözleriyle konuşmalı, kalbinin sesini dinlemeli.
“Aşığa Bağdat sorulmaz” derler; çok isteyen, elde etmek için her zorluğa katlanır. Efsanelerde Ferhat dağları deler, Mecnun çölleri aşar, Kerem ateşe yürür… Şarkıda da erkek, güçlükleri yenmekten bahseder.

Ama hayat müşterekse, kızlar hiç mi elini ateşe koymayacak? Hep bekleyen, hep sabreden mi olacak?
Oysa sevdaya korkmadan el ele yürünür. Şarkıda kız da âşıktır, delikanlıyı yormaya niyeti yoktur.
“Yıldızlar yerinde güzel, bırak dursun; saçlarımı ellerinle okşa yeter,” diyecek kadar da nettir.
Ama delikanlı, destanını tamamlamak uğruna, onun sesini duymamayı seçer. Bir kız isterse dağ delmez belki ama yolu kendince yeniden çizer.
Şarkının özündeki bu duygular, az çok hepimizin kalbinden geçmiştir. İnsan özlemle yanar, kavuşma isteğiyle tutuşur. Maddiyatı geçin; kimi zaman en derin manevi değerleri bile bir kenara bırakıp, sadece sevgilinin yanına uçmak ister.
Ya sonra?
Derler ki kavuşamazsa aşk olur.
Aşk olsun… Asıl aşk kavuşursa olsun.
Diyelim ki şarkıdaki delikanlı sonunda anladı ve kızımız allandı pullandı. Dağlar delindi, çöller aşıldı, alkışlar yükseldi.
Peki ya sonra?
Sonra alkışlar diner.
Efsaneler susar.
Ve hayat başlar.
İşte tam orada, sevda kadar cesaret değil; emek gerekir. Çünkü birine ulaşmak zordur ama biriyle birlik olmak çok daha zordur.
Kızlara küçük ama altı dolu bir nasihat bırakayım:
Seçilmiş olmayı değil, eşit olunmayı isteyin.
Çünkü asıl güç, engeller aşılırken değil; engeller aşıldıktan sonra yan yana kalabilmektir.
Günleri omuz omuza çoğaltalım. Umut vererek, sıkıca el ele tutuşalım ama kendi elimizi de bırakmayalım.
Unutmayın: Doğru yolda kimse kimsenin önünde ya da ardında yürümez.
Ve bilin ki… Asıl mutlu masal, engeller bittiğinde değil; iki yürek aynı ışığa bakabildiğinde başlar.
GÜNCEL
04 Haziran 2026GÜNCEL
04 Haziran 2026GÜNCEL
04 Haziran 2026GÜNCEL
04 Haziran 2026GÜNCEL
04 Haziran 2026GÜNCEL
04 Haziran 2026MARMARA BÖLGESİ
04 Haziran 2026